KAYBOLMAYA SON! Merhum Yazıcıoğlu’nun cenaze töreni devam ederken Turkcell’den cep telefonuma bir mesaj geldi.
Kaybolmaya son yazıyordu mesajda.
Neredeyim yazıp şu numaraya gönderin, adresiniz cebinize gelsin diyordu.
Gerçekten de bulunduğum noktanın açık adresi, coğrafi konumun koordinatları ile en yakın polis karakolu,
sağlık merkezi gibi acil ulaşılması gereken yerlerin açık adresleri ve telefonlarını içeren bir mesaj aldım.
Peki rahatladım mı?
Hayır çünkü yüksek teknolojiye, ilerleyen bilime rağmen, kaybolma tehlikemizin ortadan kalkmadığını biliyorum.
Rahatlamadım çünkü bu ülkede bazı insanların kaybedilmesi gerektiği için kaybedildiğini düşünüyorum.
Bazılarının bedenlerinin kaybolması, bazılarının sesinin, bazılarının yazılarının ortadan kaybolması gerekiyor.
İşte o zaman ne teknoloji, ne de bilim fayda etmiyor.
Silivri’de yatanları gözümün önüne getirdiğimde kayıp bir Türkiye görüyorum.
Onca akademisyen, gazeteci, yazar, sendikacı, fikir önderi siyasi iktidara muhalefet ettikleri
ya da siyasi iktidara alternatif aradıkları için şu an kayıp statüsündeler.
Yazıları gazetede yer almıyor, televizyon programları yayınlanmıyor, akademik çalışmaları ilerleyemiyor.
Hepsi kayıp.
Teknoloji belki bedenlerinin yerini bulabilir.
Ama ya fikirleri, düşünceleri, yazıları?
Yazıcıoğlu’nun dava arkadaşları ile konuşuyorum...
12 Eylül döneminde çekilen acıları, yıllarca haksız yere yattıkları cezaevi günlerini anlatıyorlar.
Yazıcıoğlu’nun yedi buçuk sene cezaevinde kalıp da ceza almamış olduğunu anımsatıyorlar ve bugüne atıfta bulunuyorlar:
“O gün bizler nasıl susturulduysak bugün de başkaları benzer yöntemlerle susturuluyorlar.”
Kısacası Türkiye’nin kayıp yılları son bulmuyor.
Fikirleri, idealleri, ülküleri göz göre göre kaybettikten sonra, bedenlerin koordinatlarını bulmuşsunuz ne yazar...
Kaybolmak için uzaklarda olmak gerekmiyor.
İnsanoğlu kendi ülkesinde, kendi evinde bile kendisini kaybolmuş hissedebiliyor.
Cengiz Çandar ve Rojin’i TRT Şeş’te halay çekerken gördüğümde işte ben de kendi evimde kaybolma hissini yaşadım.
Cengiz Çandar ve Rojin, TRT’nin Kürtçe kanalında halay çekmeye çalışıyordu.
Cep telefonuma Cumhurbaşkanı’nın “Kürdistan” ifadesini kullandığı mesajı ulaştı aynı dakikalarda.
Süperstar Ajda’nın Kürtçe şarkı seslendirmesi hala gazetelerdeydi.
Bir başka kanalı açtığımda Türklerin Ermenilerden özür dilemesi gerektiğini anlatan bir yazar soluk almadan konuşuyordu.
İçim sıkıldı televizyonu kapattım.
“Aktüel” bir dergi aldım elime, derginin kapağında kara çarşaflı bir kızın şuh bakışlarıyla karşılaştım.
Sonradan öğrendim ki kendisi çarşaflı Habibe’ymiş.
Dünya barışı için elektronik müzik yapıyormuş(!). Modaymış(!)
Bir an “ben neredeyim” sorusunu sordum kendime.
Burası neresi?
Yaşadığım ülke ile izlediğim ülkenin aynı olmadığı hissine kapıldım.
Kaybolmuştum işte!...
Ne Kürtçe modası cezbediyordu beni, ne de çarşaf modası.
Ermeni iddialarını savunmak yazar-çizerler için epey prim yapan bir mevzu halini almıştı.
Çok kapılar açıyordu artık soykırım tezine destek vermek.
Bir de Atatürk’e sövmek...
Vatan demekse neredeyse günahtı...
Biz kayıp ülkenin kayıp çocuklarıydık artık.
Ve bizi kaybolduğumuz yerden çıkaracak bir koordinat ne yazık ki henüz bulunamamıştı... Lale Şıvgın
Tercüman Gazetesi
En son EMANET tarafından Çar Nis 08, 2009 9:09 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi.
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
EMANET Usta Olmaya Yakın
Kayıt: Mar 11, 2009 Mesajlar: 99
Tarih: Sal Nis 07, 2009 11:12 am Mesaj konusu: EMANET & GÜNDEMDEN SEÇME YAZILAR
MEDYA ZAFERİ! Barack Obama bugüne dek Türkiye’ye gelen ABD başkanları arasında en fazla sempati toplayanı oldu...
Hem göbek adı Hüseyin hem rengi bizimkine daha yakın.
Konuşmaları da sempatikti.
Laikliğin üzerine sıkı sıkıya bastı.
Ermenistan konusunu ortadan idare etti.
Bol bol Atatürk’ten alıntı yaptı.
Obama Türkiye’ye neden geldi?
Amerikan çıkarlarını tıkayan kimi sorunları aşmak için...
Ne istiyor ABD?
Irak’taki Kürt liderlerle anlaşmamızı...
Kuzey Irak Kürtlerini himayeye almamızı...
Ermenistan sınırını ve Ruhban Okulu’nu açmamızı...
Afganistan’a destek vermemizi... vs...
Bunların tümü ABD’nin çıkarına ilişkin konulardır...
Ama basınımız bu durumu da kuşkusuz lehimize şişirecek, zafere dönüştürecektir.
Rasmussen olayının nasıl aktarıldığını gördünüz...
Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği’ne kuvvetle itiraz eden Erdoğan,
Başkan Obama ve AB bastırınca yelkenleri indirdi.
Rasmussen’e onay verdi.
Bizim basın ise bu skandalı:
- Bilek güreşini Türkiye kazandı,
- İstediğimizi aldık,
- Rasmussen özür dileyecek,
- Roj TV kapatılacak,
gibi balon haberlerle zafere dönüştürdü...
Rasmussen özür dilemediği gibi, Roj TV’nin kapatılması konusunda da söz vermemiş.
Galiba elde edilen tek sonuç, NATO’ya bir Türk genel sekreter yardımcısı vermek.
Bunun için de elbet NATO’yu krize sokmak gerekmezdi.
Anlaşılan bizim Davos Fatihi birkaç puan da NATO direnişiyle almak istedi.
Ama öyle sanıyoruz ki Batı’nın sabrını iyice taşırdı, adının üzerine gözle görünür bir çizik attırdı.
Zafere dönüştürülen buydu. Melih Aşık
Milliyet Gazetesi
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
EMANET Usta Olmaya Yakın
Kayıt: Mar 11, 2009 Mesajlar: 99
Tarih: Çar Nis 08, 2009 9:08 am Mesaj konusu: EMANET & GÜNDEMDEN SEÇME YAZILAR
AZERBAYCAN'I KAYBEDİYORUZ ABD Başkanlarının Türkiye ziyaretlerinin getirisinden çok götürüsü oluyor.
Obama, sempatik ve sıcak tavırlarıyla gönlümüzü fethetmeye çalıştı.
Özellikle Tophane-i Amire’de sohbet ettiği gençlerin tek tek elini sıkması ile,
“Tanrı’dan mesaj alıyorum” diyen eski Başkan Bush’tan ne kadar farklı olduğunu da gösterdi.
Verdiği mesajlar da genellikle olumluydu. Ermenistan’la ilgili olanları hariç...
Cumhurbaşkanı Sayın Gül ile birlikte medyayı bilgilendirirken,
1915 olaylarına vurgu yaptı ve “Görüşlerimi değiştirmiş değilim.
Taraflar yapıcı olmalı” dedi.
Bunun açık anlamı şudur:
“24 Nisan yaklaşıyor, beni ‘soykırım’ sözünü telaffuz etmeye zorlamayın!”
Dolaylı tehdit yani...
Cumhurbaşkanı Gül de, “Tarihimizle yüzleşmeye hazırız” diyerek cesur bir çıkış yaparken, sözünün gerisini getiremedi.
Oysa, “Biz tarihimizle yüzleşmeye hazırız, Ermenistan da hazır mı?” demeliydi.
Başkan Obama, hızını alamadı, TBMM’de yaptığı konuşmada da, Ermenistan’la sınır kapısını açmamızı istedi.
Peki, bu arada Azerbaycan’ı soran ve hatırlayan yok muydu?
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Alivey’in İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı Forumu’na neden katılmadığını soran oldu mu?
Ermenistan, Azerbaycan’dan daha mı önemli bizim için?
Hani Azerbaycan’la bir millet, iki ayrı devlet idik?
*
Türkler'in bir bölümünde anlaşılmaz bir Ermeni hayranlığı başladı.
Hırant Dink’in öldürülmesiyle içlerindekini kusanlar, “Hepimiz Ermeniyiz” diyerek yürüdü.
Kraldan çok kralcılar, yüzleri hiç kızarmadan, “Ermeniler’den özür kampanyası” başlattılar.
Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Iğdır’da yerel seçimi DTP’nin kazanmasından sonra,
“Ermenistan sınırına dayandılar” dediği için neredeyse linç edilmek istendi.
Bunun arkasında bölücü Kürtler var tabii.
“Hepimiz Kürt’üz” kampanyası başlatmanın altyapısı oluşturulmaya çalışılıyor.
“Ermeniler’den özür diledik, şimdi Kürtler’den de özür dileyelim” diyecekler.
Kim, kimden özür dileyecek?
Biz, bizden mi?
*
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i, İstanbul’daki Medeniyetler İttifakı Forumu’na gelmeye ne
Cumhurbaşkanı Gül ikna edebildi, ne de ABD Dışişleri Bakanı Hilary Clinton...
Aliyev İstanbul’a gelseydi, Başkan Obama ile de görüşme imkanı bulacaktı.
“Kendimi ihanete uğramış hissediyorum” diyen Aliyev’in bu derece öfkeli olması sebepsiz değil.
Türkiye’nin 24 Nisan’dan önce Ermenistan’la diplomatik ilişki kuracağını ve sınır kapısını açacağını biliyor.
Ermenistan, işgal ettiği Dağlık Karabağ bölgesinden çekilmeden yapılacak bunlar...
İşgal etmek de, soykırım yapmak da sadece Ermeniler’in hakkı!..
Obama, 24 Nisan’dan önce Türkiye’ye boşuna mı geldi?
Kazakistan ve Özbekistan’dan sonra kardeş Azerbaycan’ı da kaybetmek üzereyiz.
Ermeni hayranları kına yaksın!
Sırrı Yüksel Cebeci
Tercüman Gazetesi
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
EMANET Usta Olmaya Yakın
Kayıt: Mar 11, 2009 Mesajlar: 99
Tarih: Çar Nis 08, 2009 6:29 pm Mesaj konusu:
OBAMA'YI BEKLİYORUM, GÖZLERİM KAPALI! Obama’yı dinliyorum, gözlerim kapalı!
Önce hafiften bir övgü esiyor.
Yavaş yavaş sallanıyor Tarih babanın yaprakları Irak’larda, çok Irak’larda.
Annelerin hiç durmayan hıçkırıkları Obama’yı dinliyorum, gözlerim kapalı.
Bush’u hiç sevmedik.
Bush bir gerçekti.
Obama bir gerçek mi?
Gerçek bir evrensel barış lideri olan Büyük Atatürk’ün
“Yurtta barış, dünyada barış” özdeyişine imzasını koydu Obama.
O imza gerçek mi?
ABD bir gerçek.
ABD için ABD çıkarları her çıkarın üstünde, bu da bir gerçek.
Ne var ki ABD’nin dünya egemenliği stratejisi, doğası gereği,
mazlum ülkelerin hayrına işleyemez; işte en büyük gerçek!
“Stratejik ortağımız” lafını, herhalde bu kadarı da artık ayıp olur
düşüncesiyle, telaffuz etmedi Obama ama “Türkiye müttefiğimiz” dedi.
Türkiye’nin bölgedeki çıkarları ABD’nin çıkarlarıyla ne ölçüde örtüşüyor?
“Türkiye müttefiğimiz” sözünün içeriği ne kadar gerçek?
Obama Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde konuştu.
Sözde Ermeni soykırımı iddialarını tanıdığına ilişkin görüşünün değişmediğini,
gözlerimizin içine baka baka birkaç kez vurguladı.
Obama, aynı doğrultudaki iddia ve taleplerinden vazgeçmeyen Ermenistan’a,
dostluk ve yardım elimizi uzatmamızı da istedi.
Ve alkışlandı!
Obama, Kıbrıs’ta aleyhimize devam eden görüşmelerden yana bir duruşu seslendirdi.
Sözde Ermeni soykırımı iddialarında olduğu gibi Kıbrıs konusunda da
Türkiye’ye siyasal haksızlıklar yapan dünya korosuna orkestra şefliği konumunu seçti.
Tüm bu ince duruşlar fark edildi mi edilmedi mi bilemem ama Meclis içinde Meclis dışında Obama alkışlandı!
Obama, Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılmasını istedi, yine alkışlandı!
Obama, Türkiye’nin geçmişiyle yüzleşmesi gerektiğini söyledi.
Ve alkışlandı!
Ben alkışlamadım.
Çünkü onu gözlerim kapalı, ama bilincim açık dinledim! Hasan Parkan
Şok Gazetesi
ŞU BİZİM HÜSEYİN... İki öpüçük, bir sarılma, gülücükler...
Yine bütün yağlarımız eridi gitti.
Ah!.. Şu Amerikalılar yok mu?
*
'Ulan bak şu Hüseyin'e tıpkı bizden biri...'
'Ne sevimli değil mi? Yenge hanım ondan daha sevimli...'
'Gördün mü len, ayağının tozuyla Anıtkabir'e gitti adamceğiz.'
'Bak Atatürk için neler dedi neler.'
'Bulunduğu her yere pozatif elektrik yayıyor.'
'Ne sevimli değil mi şekerim, onu sevmemek elde değil.'
'Ayol bu adamda şeytan tüyü var... Tam bir lider.'
'Yahu görmedin mi, sokaktaki boyacının bile elini sıktı.'
'Tevazu örneği, Amerika'nın başına bu güne kadar
böyle alçak gönüllü bir başkan daha gelmedi.'
'Tıpkı bizim Ahmet Necdet Sezer gibi. Şemsiyesini bile kendi tutuyor.'
'Otelde özel mönü bile istememiş ya. Yalnız meyve yemiş...'
'Bu Hüseyin var ya bu Hüseyin, o Bush'a 10 basar ha.'
*
Günlerce papatya falı açtık.
'Soykırım diyecek mi, demeyecek mi' diye.
Obama Türkiye'ye gelince, acaba neler isteyecek?
Ermeni meselesi, Afganistan, PKK, Irak Kürt sorunu, Ruhban Okulu...
Bunların hepsi aslında bizim de aklımızda olan şeylerdi.
Ve,
Gülümseyerek, sırtımızı sıvazlıyarak, yanaklarımızdan öperek,
uzun uzun elimizden sıkarak bunların hepsini ortaya döktü ve “yapın” dedi.
Çaktırmadan istedi de istedi.
Öyle ya, dış ilişkiler ülkelerin çıkarlarına dayanır.
Hiçbir ülkenin başkanı, bir başka ülkeye yardım etmek için ziyarete gitmez.
Güzel de, peki biz Türkiye olarak ondan ne istedik?
Bir bileniniz var mı?
*
Gelelim Rasmussen'e...
Hani söz almıştık da o yüzden olur vermiştik ya
NATO Genel Sekreteri olsun diye.
Hani, İstanbul'a gelince özür dileyecekti?
Hani PKK'nın yayın organı olan ve Danimarka'dan yayın yapan
RojTV'nin kapatılması için gerekeni yapacaktı?
Ne özür diledi, ne de Roj TV için bir adım attı.
Verdiği sözlerin hiç birini tutmadı.
Resmen bizi ayaküstü uyuttu...
Merdivenden düştü, omzu çıktı.
Allahın sopası yok ki... Engin Aktel
Güneş Gazetesi
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
EMANET Usta Olmaya Yakın
Kayıt: Mar 11, 2009 Mesajlar: 99
Tarih: Pzr Nis 12, 2009 8:57 am Mesaj konusu:
KADERİMDEKİ TA . AKLAR... "Milliyet.com.tr" sorgulamanın ses bandını dinleyince daha çok dehşete kapıldım;
işkence sesleri, uğultular, hırlamalar, ağlamalar...
Sorgulamayı yapan polislerden birisi, sorgulanan istediği isimleri
vermeyince "Ta.aklarını koparın" diyor...
Anladığım kadarıyla sorgulanan haham (!) Tuncay Güney bizim adımızı da
Ergenekon'un içine sokarsa "ta.akları" kurtuluyor.
Bandı dinlerken düşündüm; istikbalimin Tuncay Güney'in "ta.akları" ile
bağlantılı olabileceği hiç aklıma gelmemişti.
Kim bilir yıllar önce, o işkence yapıldığı saatlerde, uzaklarda ben her
şeyden habersiz nerdeydim, ne yapıyordum...
Çok çok uzakta bir mahzende ise hiç tanımadığım bir adamın "ta.akları"
beni ilgilendiriyordu, belki de yazgım değişecekti.
"Ta.aklar"a karşılık ben...
*
"Benim kaderim hahamın ta.aklarına bağlıydı" savımdan daha enteresan bir şey size:
O sorgulamada Tuncay Güney'in ifadesini işkence altında alanlardan Adil Serdar Saçan da,
Ergenekon üyesi olduğu iddiasıyla, davanın tutukluları arasında ve hapiste.
Ergenekon davası o ifade üzerine kurulu.
Şimdi sorsak:
Sorgucu Adil Serdar Saçan, kendi üyesi olduğu örgütü Tuncay Güney'e
işkence yaparak ortaya mı çıkardı?..
Yani polis işkence ile hahamı konuşturuyor, örgüt ortaya çıkıyor...
Polis bir de bakıyor ki kendisi de içinde...
Böylece kendi kendini yakalamış oluyor.
Öyle mi?..
*
Ne bileyim ben...
Benim aklım böyle çetrefilli işlere ermez...
Bildiğim tek şey; bir pis ortamın zavallı insanlarıyız...
Sahipsiz, güvensiz, bir kirli bataklığın içinde rasgele yaşayıp giden zavallılarız...
Devletimiz yok...
Hukuk yok, kanun yok...
Bir sürü entrikanın, tezgáhın, oyunun, kirin-pasın ortasındayız,
yarın başımıza neler gelecek, hiçbirimiz bilmiyoruz...
Bandı dinliyorum...
İstikbalimin bağlı olduğu yeri düşünüyorum:
Hahamın ta.akları...
Bekir Coşkun
Hürriyet Gazetesi
NEREDEYİM?... Merak etme beni anne...
Hiç düşünme, endişelenme...
Bunca sene sonra bile...
Beni ilk bıraktığın yerdeyim...
Geçen senelerin izleri var
yüreğimde...
Ve kalbim daha yavaş atıyor artık kuşkusuz...
Ellerimde nasır, gözlerimde
hüzün...
Sen olsaydın beni bırakmazdın susuz ve uykusuz...
Benim için korkma baba,
endişe etme...
Askerlik de yaptım, evlilik de...
Çok görmesem de seni, merak etme nerdeyim...
Yıllar geçti, ömür bitti...
Ben, beni ilk bıraktığın
yerdeyim...
Vefasızlar caddesi, İhanet
Sokak...
Düşsüzler Apartmanı,
asma kat....
Adresim belli, şehrimi sorma...
Hiç düşünme abla, ne haldeyim...
Ben, senin acılarını gömdüğün yerdeyim...
Yağmurun ellerinde, çöllerin göbeğindeyim...
Aklına geldiğimde uykusuz kalma ağabey...
Bir telefon bile açıp sorma ne haldeyim...
Emin ol...
Beni ilk ‘ben yaptığın’ yerdeyim...
Eski aşk, yeni sevda, son
yangın...
Bir bilsen şu anda ne haldeyim...
Seninki hançer değil, kımıkmış meğer...
Çekip gittiğin için çok sağol...
İnan şimdi daha iyi bir yerdeyim...
Beynimin yarısı, hayatımın tamamı..
Ruh ikizim, can yoldaşı...
Sen bile bulamadıysan beni, bana yazık...
Dosta fısılda, düşmana hiç anlatma...
Ben, beni arayacağın en son yerdeyim. Abdullah Özdoğan
Yeniçağ Gazetesi
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
muhsin Admin
Kayıt: Dec 12, 2006 Mesajlar: 404
Tarih: Sal Nis 14, 2009 4:25 pm Mesaj konusu:
Değerli üyelerimiz sitemiz bayağıdır şiir ve makale konusunda forumları doldurdu taşırdı, forum bu mudur ?
Sitemizi biraz incelediğimizde şiirler bölümünün mevcut olduğu, makale yazanlar içinde bir köşe ayırdık, görüş ve fikirlerinizi buradan yayınlayabiliriz, kapımız herkese sonuna kadar açıktır, gerekirse adminlik bile verebiliriz, tabii güvenlik açısından admin olabilecekler bir tekefon vermemleri veya bize ait telefonlarla irtibata geçmeleri gerekmektedir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız