EMANET Usta Olmaya Yakın


Kayıt: Mar 11, 2009 Mesajlar: 99
|
Tarih: Sal Ağu 10, 2010 6:11 pm Mesaj konusu: HELE BU DEVİRDE!... |
|
|
HELE BU DEVİRDE!...
Ağustos ayındayız. Hem havalar oldukca ısındı, hem de siyâset...
12 Eylül'de yapılacak olan referandumdan dolayı ülkemiz adeta seçim atmosferine girmeye başladı.
Referandum, demokratik rejimlerde sorunu veya sorunları halkın önüne koyup;
çözüm adına onay alıp veya alamama olgusudur.
Tabi ki halkın, bunu değerlendirmesi lâzım!...
Bizim nesil iki referanduma imza attı:
Bunlardan ilki 12 Eylül 1982 Anayasası'nın oylandığı referandumdur.
İkincisi ise 21 Ekim 2007 tarihinde yapılan referandumdur.
Bu referandumda halka sunulan konu "Cumhurbaşkanını halk mı seçsin?" idi.
Bu iki referandum sonucunda da halkın kahir ekseriyeti, 'evet' oyu kullanmıştı.
Zira halkın hakemliğine sunulan konular açık, seçik ve netti...
*
12 Eylül 2010 tarihinde yapılacak olan referandum, 1982 Anayasası'nda yapılmak istenen
26 maddelik değişikliğin halka sorulmasını içeriyor...
Ancak yeni Anayasa taslağı ne yazık ki, bütün partilerin ve ilgili kurumların ortak anlayış,
uzlaşım ve işbirliğiyle hazırlanmış değil. Bu yüzden her kafadan ayrı bir ses çıkıyor!...
Anayasa taslağını hazırlayanlar, taslak maddelerini halka anlatmak yerine demagoji yaparak,
muhaliflerini bel altından vurmaya çalışıyorlar...
Siyasi iktidar kendi çıkarını korumak ve sürdürmek için bilinen metodlarla halk avcılığı yapıyor;
argümanları çarpıtarak, düzlem dışına kayarak bilinçli olarak gerçeğin ekseninden uzaklaşarak,
söz konusu referandumdan üstün çıkma çabasına giriyor...
Muhalefet ise kendisinin katkıda bulunmadığı ve değişikliğe konu maddelerin ileride
ülkemizi böleceği endişesini taşıyor; bu yüzden iktidar partisine güvenmiyor ve destek vermiyor...
Zaten halk da, Anayasa taslağında değiştirilmek istenen maddelerle ilgilenmiyor!...
Yani kısacası tam bir kör döğüşü yaşanıyor!
12 Eylül tarihinde yapılacak olan referandum;
şimdiden Anayasa maddelerinin değişikliğini içeren bir referandum olmaktan çıkmış;
daha çok siyasî tercihleri izhâr etme ve öne çıkarma oylamasına dönüşmüştür.
Bir tarafta iktidar partisi ve sekiz yıllık icrââtından memnun olan seçmenler;
diğer tarafta muhalif partiler ve mağdur olmuş, sorunlarla boğuşan bir halk..
Kısacası referandumda verilecek 'evet' oyları iktidara olan güvenin;
'hayır' oyları ise güvensizliğin, memnuniyetsizliğin simgesi olacaktır!...
*
Artık Ramazan ayındayız. Bu ay, rahmet ve mağfiret ayıdır!...
Halkın duygu ve düşüncelerinin en yoğun olduğu aydır!...
Ramazan ayı, aynı zamanda her türlü istismara da açıktır!
Siyasi iktidar, bütün gücüyle sahaya inmiş durumda...
Bakanlarıyla, milletvekilleriyle il il; şehir şehir dolaşıyorlar...
Devletin bütün olanaklarını kullanarak, kesîf bir propagandaya girişen iktidar partisi,
Ramazan ayını siyasi açıdan kendi lehine iyi değerlendirmek istiyor...
*
İlimizden iki milletvekili (ful) çıkartan iktidar partisi, referandum konusunda
Bayburtlu seçmeni 'çantada keklik' mi görüyor sorusuna yanıt bulmak şimdiden çok zor.
Buna rağmen mübarek Ramazan ayı her şeye gebe olabilir!
Belediye'nin parası yok demeyin!
Sosyal Dayanışma Vakfı hazır ve nâzır!
Deniz Feneri de sahnede yerini alabilirse, o zaman keyiflere diyecek yoktur...
*
Benim özetle değerli hemşehrilerime acizâne diyeceğim o'dur ki;
demokratik rejimlerde 'Referandum' önemli bir adımdır!
Ancak siyasetcilere 'cebde keklik' olmanın bir faydası da yoktur!...
Niçin mi?
Millet olarak biz o kadar ders aldık ki?
Ve alınacak o kadar daha ders var ki?
Kim bilir?...
*
Lûtfen masal deyip geçmeyiniz.
Hayatın serencâmını yaşamış nice aksakallılar anlatırlar ki;
Bir gün tilki, av için dolaşırken bir keklik görür.
Yakalamak mümkün olmadığından karşısında durup hayran hayran kekliğe bakar.
Keklik sorar:
-Neden böyle hayran hayran bakarsın?
-Ey güzeller şahı! Sendeki şu gözlerin güzelliğine yandım.
Acaba gözlerini yumunca da böyle güzel görünür müsün?
Keklik, 'Ne olacak,bak!' deyip gözlerini yumunca tilki atlayıp onu yakalar.
Keklik başına geleni görünce bin pişman olur ama ne fayda...
Keklik bu vahim durumdan acaba nasıl kurtulurum, diye düşünmeye başlar.
Der ki:
-Ey bilgili avcı, sihirli oyuncu! Sana yüzlerce kez aferin.
Haberin olsun ki ben padişahlar yemeğiyim; şahların ağzına layıkım.
Fakat Yüce Allah beni sana kısmet etti...
Evvela Allah'ın bu nimetine şükret, sonra da beni afiyetle ye!...
Tilki, doğru olan budur, deyip şükretmek için ağzını açınca keklik 'pırr' diye uçup kaçar.
Tilkinin canı sıkılır ve kendi kendine,
'Lanet olsun nimeti yemeden şükredene!' der.
Keklik şöyle cevap verir:
-Lanet olsun uykusu gelmeden gözünü yumana...
*
Kıssadan Hisse:
Siyâsetcinin tatlı masallarına inanıp, kanma!
Kendini keklik yerine koyup, hemen uykuya dalma!
Düşün, sorgula, gözlem yap; asla kul, köle olma!
Siyâsetciye her yol mübâhdır; bunu yeter ki unutma!
*
Hele bu devirde!...
Emanet.by |
|