Ana Sayfa  Hesabınız  Bize Ulaşın  BAYBURT  FORUMLAR  Biyografiler  Firma Rehberi  Aramızdan Ayrılanlar
 


Bayburt Rehberi: Forumlar

Bayburt Rehberi FORUM :: Başlığı Görüntüle - SİHİRLİ FORMÜL ARAYIŞI
 Pano KılavuzuPano Kılavuzu   AramaArama   GruplarGruplar   HesabınızHesabınız   Kişisel MesajlarKişisel Mesajlar   Oturum AçOturum Aç 

SİHİRLİ FORMÜL ARAYIŞI

 

Bu Konuyu ... Sitesinde Paylaşıma Sun.

BlinkList del.icio.us FaceBook Folkd Furl Google Linkarena Mister Wong oneview Webnews Yahoo MyWeb YiGG
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Genel Gündem Olayları Printable version
« Önceki başlık :: Sonraki başlık »  
Yazar Mesaj
alp
Usta Üye
Usta Üye


Kayıt: Feb 01, 2007
Mesajlar: 362
Şehir: ankara

MesajTarih: Per Arl 24, 2009 7:15 pm    Mesaj konusu: SİHİRLİ FORMÜL ARAYIŞI Alıntıyla Cevap Gönder

SİHİRLİ FORMÜL ARAYIŞI


ALPEREN GÜRBÜZER

Yüz seneyi aşkındır anayasa meselesiyle meşgulüz, devam edecek gibide. Askeri anlayışla birçok kez anayasa yapıldı da ne oldu, şikâyetlerin ardı arkası kesilmiyor hala. Zaten her defasında bozuk düzen olduklarını bizatihi kendileri söyleyip duruyorlar, ama her nedense bir türlü iç dünyalarındaki militarist eğilimleri bertaraf etmeyi düşünemiyorlar. Yahya Kemal’in değimiyle; “Devamlılık içinde değişme” gerçeğini idrak edemiyorlar da.
Anayasa meselesinin özünde halktan uzak bir anlayış mevcut... Halka her defasında rey (oy) için müracaat edilmiş, fakat halkın yönetime katılımı istenilmemiştir. Maalesef taban oy deposu olarak düşünülüp tavanın ise hiçbir külfete maruz kalmadan her türlü nimetlerden faydalanması sağlanmış. İşte bu anlayış günümüze dek süregelmiş ve hala da devam ediyor da.
İnat bu ya totaliter düşünceler hala yarınlarımızı karartmak ısrarından vazgeçmiyorlar. Üstelik her kurdukları yeni düzenle geçmişi hain ilan edip, bir yandan mevcut sistemi ayakta tutmaya çalışıyorlar, diğer yandan da kitleler hain edebiyatı ile oyalandırılarak bulunduğu mevkileri daha da sağlamlaştırmayı yeğliyorlar. Zira Cumhuriyetin ilanından sonra hemen hemen bütün saltanat erbabına hain damgası vurulmuş ve bir sonraki kurulacak düzenlere de emsal teşkil etmiştir. Tıpkı 27 Mayıs ihtilali ile DP’nin hain ilan edilmesinde olduğu gibi davranılmış. Bu da yetmezmiş gibi halkın gönlünde taht kurmuş Adnan Menderes gibi bir sevecen başbakan göz göre göre ipe verilmiş ve tüyler ürpertici bir durum olarak hala gönüllerde yankı bulmasına neden olmuşlardır. O unutulmuş değil, unutulmaz da. Bu yüzden Necip Fazıl 27 Mayıs ihtilalini, yoğurttan ve kartondan kurulmuş hükümete hançer saplamak olarak yorumluyor ve bu yorumu yabana atılır cinsten olmayıp haklıda. Dahası böylesi bir hükümeti devirmek için Türk silahlı kuvvelerinin her birimini seferber etmeye gerekte yoktu. Yani ülkemizde ihtilalin adı vardı sadece. Gerçekte değişimden söz edecek ve tabandan gelecek bir reformu başlatacak ortada görünürde sivil bir güç yoktu. O halde topa tanka ne hacet vardı ki. Toplum içinde sivil inisiyatif duygusu olsa da fırsat vermezlerdi zaten, bir kaşık suda boğarlardı her bir ferdi. Dolayısıyla kimsenin gıkı çıkamazdı. Halkı yıllardır tepeden yönlendirilmiş, katılımcılık duygusu gelişmemiş ve sivil inisiyatifini ortaya koyacak örgütlenmeler sağlanmamış bir ülke düşünün ki, böyle bir ortamda yönetime el koymak için bilmem özel bir çabaya gerek var mı? Meclis’in cumhurbaşkanını bile seçmekte zorlandığı bir ülkede her halükarda 12 Eylül’ü yapmak kolay bir yol olsa gerektir.
Her 15–20 senede 5–10 bin kişiyi hain ilan ederek yönetimi devr almak bize has bir moda. Hainler zinciri günümüze kadar uzatılmaya çalışılmış ve çalışılıyor da. Birilerinin rahatı için mutlaka diğerlerinin hain ilan edilmesi gerekiyormuş meğer. İşte, bu çarpık durum ülkemizde ara sıra nükseden ihtilal serüvenlerimizin temelinde yatan bir hastalık tablosu halidir. Oysa tarihimize bağdaşmayan bir anlayıştır bu. Osmanlıyı inceleyelim, bakın ne görürsünüz: kelleleri alınan vezirlere bile hain dememişiz. Kelimenin tam anlamıyla bir kırılma yaşıyoruz, devamlılık ve değişimi fark edemiyoruz galiba.
Osmanlı’ya yücelik veren İslam şuurudur. Dinimiz, kendini kabul etmeyenlere bile hak ve hukuk vermiştir. Nitekim Hz. Ömer (r.a.) hasta yatağında, ölürken bile zimmîlerin haklarının gözetilmesini telkin ediyor. Bu engin anlayışın altında yatan gerçek hiç kuşkusuz İslam’ın bize bahşettiği bir tavırdı.
Gerçek düzen ve inkılâplar tek başına bir adamın veya bir kurumun değil, tarihin malıdır. Tarihi ile barışık, kültürü ile barışık, bilge insanları ile barışık ve halkı ile barışık düzenler milli olabilir ancak. Barışıklığını dış dinamiklerle sağlayan ve dış ülkelerin anayasalarını tercüme ederek ülkemize empoze etmeye kalkışıp, buna da devrim demek abesle iştigaldir. Çünkü ilim; tercüme inkılâbın olamayacağını beyan ediyor bize. Bukalemuncu tavırlar, ortama göre renk veya şekil göstermek millilikle bağdaşmaz zaten. İşte Mecelle bu tür kaygılardan doğmuş, nitekim Mecellenin uygulama alanı hem halka dayalı hem de halka göre şekillenip kaynağı dini olan bir hukuktur.
I. ve II. Meşrutiyetler hep bir reform gibi gösterildi. Hatta bu uğurda batı kültürünü toprağımıza taşımak için dışarıya geçler gönderildi. Oysa empoze edilmeye çalışılan anayasalara baktığımızda kökü dışarıda ithal ve tercüme beyanlar mecmuası olduğu ortaya çıkıyor. İşin garip tarafı tercüme etiketli anayasalar inkılâp olarak lanse edilmiş, aynı zamanda her defasında da eski olan ne var ne yok hepsine ateş püskürüldüğü gibi tercüme mevzuatlar sanki bizim buluşumuz gibi halka dikte ettirilmeye çalışılmıştır.
Tanzimat denen ucubenin bir diğer adı da Gülhane Hattı Hümayunu’dur. Tanzimat’tan beri yeni düzen peşindeyiz. Öyle ki 1839’da Gülhane Hattı Hümayun’u okunduğunda şeriatın metni ile başlanıyor ve metin; “Irz masundur, namus masundur, hürriyet adalet gelecek, eşitlik gelecek” diye devam ediyor. Birde üstüne üstelik bu gibi ilahi beyanlara ilaveten sloganik sözler de monte ediliyor. Üstelik Şeriat’ta methediliyor, bütün bu ifadelere bakanda bu ülkede hem kanun hem de İslam’da yokmuş gibi sanır. Oysaki eşitlik hürriyet bahane, bal gibi Avrupacılık güdülüyordu. Çok güzel kavramlar bazen ulaşılabilmek istenilen hedef için malzeme olarak kullanıp asıl niyetlerinin gerçekleşmesine zemin hazırlamak türünden öteden beri yabancı olmadığımız taktiklerdir. Aslında sinsi faaliyetlerle yapılmak istenen, şeriat (bizim anladığımız manada şeriat Kur’an ve sünnettir) düşmanlığı olup, içinde ithal reçetelerin kabulüne yönelik girişimlerdir. Zira gerek Tanzimat gerekse I ve II. Meşrutiyetlerin arka planında emperyal devletlerin sinsi planları vardır. Nitekim daha sonraları Tanzimatçılarımız Sırp ayaklanmasının Bulgar isyanına, oradan da Ermeni ayaklanmasına yol açmaması için gayrimüslimlerle devleti nasıl idare ederim gibi problemlerle karşılaşmışlardır. Belki de yaptıklarına pişman olmuşlardı, ama iş işten geçmişti. Çünkü yedi düvele yenik düşmüştük.
Öteden beri sürekli fikir koşuşturması içinde bulduk kendimizi, öyle ki “Bizi hangi düzen kurtarır” sorusunun cevabını hep arar olduk. Tanzimat bunu araştırdı ve bize bu kapıyı araladı, hatta bir sonraki düzen meraklılarına ışık verdi de. Meşrutiyet ise bu sihirli iksirin formülünü yakalamışçasına hareket etti. Hepsini denedik, şimdiye kadar denemediğimiz şey kalmadı da, ama arzulanan da bir türlü gerçekleşemedi. En nihayet Cumhuriyetle yeni bir yaşama adım attığımızı ilan ettik, derken bugünlere geldik. Yani gün oldu siz artık batılı oldunuz diye sırtımızı sıvazlayıp koltuklamışlar sonrada arkadan kıs kıs gülerek bildikleri yola devam etmişlerdir. Serüvenimiz bitmedi, şuan itibariyle bile sihirli formüller peşindeyiz. Her ilan ettiğimiz düzenlerin kılıfı anayasa oldu. Oysaki ithal tercümelerden esinlenerek yazılmış metinler halkın dünyasına yabancı olduğu için, çare olamadı. Böyle olunca da kimimiz kurtuluşu demokraside, kimimiz sosyalizmde, kimimiz kapitalizmde, kimimiz masonlukta vs. arar olduk. Elbette her sistemin bize öğreteceği ve kazandıracağı faydalı yönleri vardır, fakat hiçbirine tek başına bağlanmak derde deva değildir. Bizi kurtaracak reçete, bütün bu sistemlerden faydalanılır yönleri varsa iyiden iyiye etüt ettikten sonra kendi değerlerimizle kucaklaşıp hür düşünmenin yollarını açmaktır. Bugün insanımız hür düşünemiyor, halkın adına düşünen bir takım sözde entel denilen seçkin zümre her şeye hâkim çünkü. Tabandan tavana yapılanma olmadığı müddetçe, galiba yaralarımız iyileşmeyecek gibi. Halkın vicdanına ve örfüne uygun sivil bir Anayasa modeli kurmadığımız sürece, daha çok sihirli formül peşinde koşturacağız demektir. O halde devamlılık dediğimiz değişme boyutunu iyi kavramalı.
Hasta adamın dosyası gözden geçirilirse şu sihirli formüllere rastlanır:
—Tanzimat formülü (Gülhane Hatt-ı Hümayunu),
—Mithat Paşa formülü (I. Kanun-i Esasi),
—II. Meşrutiyet formülü,
—%100 Avrupalaşma formülü (Dr. Abdullah Cevdet reçetesi),
—İslamlaşma hareketi (Sebilürreşat formülü),
—Türkçülük hareketi (İlk Türk Yurdu reçetesi),
—Z. Gökalp ve Yeni Mecmua formülü,
—Prens Sabahattin formülü (Âdem-i merkeziyet teşebbüsü),
—Terakki Perver formülü,
—Cumhuriyet formülü,
—Serbest Fırka formülü (reçetesi),
—Altı ok formülü,
—DP formülü (Demokrasi Hareketi) (Bkz. Yağmur Yayınevi İst. Doğu-Batı Sentezi, Peyami Safa S.89)
Ayrıca:
—27 Mayıs (MBK reçetesi) ve 12 Eylül formülü,
—Özal formülü (Serbest piyasa ekonomi hamlesi vs.)
İşte, sihirli formül arayış serüvenimizin genel alt başlıkları bunlardan ibaret. Bütün bu değişme evreleri iyi analiz edildiğinde bir kısmı pozitif manada bir kısmı da kırılma anlamında olduğu görülecektir.
Bütün bunlara ilave olarak, bir de 28 Şubat Postmodern Darbe, 2007- Temmuz elektronik muhtıra girişimi ve 2008 Nisan yargı darbesi arayışımız söz konusu.
Hâsılı, bir koşuşturmadır gidiyoruz. Galiba bu hengâme de, bir gün araya araya doğruyu bulacağız gibi. Derler ya, arayan ya Mevla’sını, ya da belasını bulur, ümidimiz odur ki; Mevla’yı bulmak olsun. Tabular, tabular, tabular, bir bir yıkıldıkça, hatta tabandan tavana yapılanma emareleri filiz verdikçe ümidimiz daha da artacak gibi. Sivil toplum, sivil katılım, sivil inisiyatif, milli ve İslami söylemlerin her platformda konuşulmaya başlanılması bu ümidi doğuruyor bize. Millete yabancı, yerel ve evrensellikten uzak formüller şimdiye kadar çözüm sunamadı. Bu yüzden tarihten bugüne, bugünden yarına bizi taşıyacak bütüncül anlayış bizi kurtarır diyoruz. Bütün bu hengâme içerisinde sihirli formül arayışı birazda Fransız hastalığı gibi görünüyor. Zira Fransa 1789’da cumhuriyet kavramını bir idari biçimi olarak algılamayıp bu kavrama ideolojik veçhe kazandırmış. Nitekim 1789 tarihi Cumhuriyet devriminin başlangıcı addedilmiştir hep. Yani öncesi dışlanmış, sonrasına da methiyeler dizilmiştir. Oysa çok övdükleri Cumhuriyet bile kendi içinde cazibesini kaybedince beş kez yıkılmak zorunda kalmıştır. Yani kurulan beş Cumhuriyetin arasından sıyrılarak Krallığa iki kez dönüş yapılabilmiştir. Neyse ki imparatorluk debdebesinden sonra Cumhuriyetin beşincisini kurmak De Gaulle’ye nasip olabilmiştir nihayet. Sihirli formül arayışları bir önceki yönetime kara, bir sonrakine de ak demeyi gerektiriyor çünkü. O halde Fransa örneğine benzer yeni bir Krallık yahut yeni bir diktatörlük getirilmeyeceğine göre bu münakaşa niye? Doğrusu anlamış değiliz. Demek ki; bizde de Fransız serüvenine benzer olaylara ak-kara bakış tarzımız söz konusu. Maalesef ak kara ikilemi içine düştüğümüz bir handikabımız… İnsanımızın meselelere analitik metotla yaklaşmasını çok görüyorlar. Halkımızdan illa birilerini yüceltmek veya karalamak şeklinde tavır bekliyorlar. Oysaki iyi ve kötü değerlendirmesi ya da suç ve ceza nitelemesi ilahiyatçıların, hâkimlerin, hukukçuların işi. Hele hele tarihi hizaya sokmak bizim işimiz olmasa gerektir, bırakın onu tarihçiler konuşsun, biz sadece anlamakla mükellefiz. Şimdi gün bu gün, yani değişim halkamızın son vetiresi olan cumhuriyetimizi katılımcı demokrasi ile donatma günüdür.
Sihirli formül arayışında Osmanlı’yı karalayıp Cumhuriyete meşruiyet kazandırılmaya çalışıldığı herkesin malumu. Hakeza Osmanlı’da hürriyet ve eşitliğin olmadığı yalanını okullarımızda körpe beyinlere ezberletildiğini de bilmeyen yok gibi. Tabir caizse bu ülkede hamasi duygular sonucu Cumhuriyetle birlikte hürriyet ve eşitliğe geçtiğimiz kehaneti savunuldu hep. Oysaki büyük siyasi deha Abdülhamit Han Meclis-i Mebusan’ın açış nutkunda II. Mahmut gibi diğer padişahlarının miriyeti içerisinde yaşadığını, fakat bunların arasında hürriyet ve vatandaşlık şuurunun gelişmediğini, artık eşit olduğunu söylerken, tıpkı Mustafa Kemal’in Meclis’teki konuşmalarının geriye doğru tekrarının bir örneğini sergiliyordu. Demek ki, sihirli formül arayışı ak-kara ikilemi üzerine gelişmiyor, bir tarihi süreç içerisinde cereyan ettiği unutulmamalıdır. Ve hele şükür ki, Cumhuriyetle tam demokratikleşme gerçekleşmese de yinede demokrasiye adım atabilmişiz.
Bir kere her sihirli formül arayışı ve olayını öncelikle o devrin kendi yapısı ve şartlarında değerlendirmek gerekiyor. Kanunnamelerle ün salmış Kanuni Sultan Süleyman’dan bilgisayar beklemek nasıl bir haksızlıksa, Cumhuriyeti kuranlardan da aynı ölçüde ‘katılımcı demokrasi’ anlayışı beklemek bir hayaldir. Şu anda bulunduğumuz şartlar Türk insanını sivil söylemlere itmiştir. Çok değil bundan 5–10 sene önce bu kadar sivil toplum olgusu ve şuurundan bahsetmek söz konusu değildi. O halde tarihi yorumlarken o devrin şartlarını göz ardı etmemeli. İhtilalsiz, ayaklanmasız demokrasiye geçebilen tek cumhuriyet biziz.
Sihirli formül arayışında Abdülhamit Anayasayı ilan etmedi diye, Ermenilerin yaftası olan “Kızıl Sultan” lakabını ağzımıza sakız yaptık. Farklı kimliğe sahip çok mezhepli çok meşrepli ve birçok değişik etnikli milliyetleri bağrında taşıyan imparatorluktan, meşrutiyeti beklemek hiç bir akıl izanının kabul edemeyeceği bir husustur. İmkânsızları imkânlı gibi göstermek kolaycılık olsa gerek. Kaldı ki bugün bile 21. yüzyılın eşiğine geldiğimiz demde bile tam manada demokratikleşmeyi sağlamış değiliz. Şunu hafızamıza iyice belletmeli; tarihi kişilere endekslememeli, hatta hislerimizi tercüman yapmamalı ve tarihi olayları tabir caizse laboratuar olgusu tarzında ele almalıyız. Çünkü hayat yoluna devam ediyor, tarihte olduğu gibi.
Elbette ki Türkiye’nin de İngiltere gibi demokratikleşmeye yumuşak geçiş yapmasını arzularız, ama olmadı bir türlü. Önce meşruti bir krallık daha sonra demokratikleşme pekâlâ olabilirdi. Fakat Fransa’dakine benzer dalgalanmalar birikmiş gerilimi bugünlere taşıdı ve İngiltere örneği gerçekleşemedi maalesef. Her şeyden önce milli mücadelenin maddi tezahürünü Büyük Millet Meclisi oluşturur. Bu meclisin kararıyla kurtuluşumuz gerçekleşmiştir. Milli mücadele sonucu yeni bir rejim doğmuştur, adı: Cumhuriyet. Zira Cumhuriyette Meclisin kararıyla gerçekleşmiştir. Nitekim BMM, Cumhuriyetle birlikte TBMM adını alır. İlginçtir TBMM’nin çıkardığı ilk kanunlar arasında TBMM’ne karşı olmak vatani ihaniyetten sayılmıştır. Bugüne döndüğümüzde TBMM’ye muhtıra vermek artık vatana ihanetten sayılmıyor. Demek ki; EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR hükmü gerçek manada o yıllarda gerçekleşmiştir. Sonraki yıllarda bu hüküm sulandırılarak egemenlik sanki bir avuç azınlığın tekeline dönüşmüştür.
Cumhuriyetin ilk yılları padişaha ve halifeye sadakatle başlamış, daha sonraları meşruiyet kayması gerçekleşerek saltanat lağvedilmiştir. Sihirli formül arayışında tek partili, daha sonra çok partili derken bugünde yeni arayışlar içindeyiz. Sihirli formül arayışı öyle karmaşık ki, sırf bir ideoloji mantığı ile tarihi vetireyi anlamak çok zor. Anlaşılan bu konularda daha çok fikir eksersizi yapmaya ihtiyacımız var.
Vesselam.
Başa dön
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
Kullanıcı bilgilerini göster Kişisel mesaj gönder E-Posta gönder
www.bayburtrehberi.com
SPONSOR

Tıklayın Bişey Kaybetmezsiniz (:







Tarih: Google Reklamları veya Bireysel Reklamlar    Mesaj konusu: Tıklayın Bizi Destekleyin !


Başa dön
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    Mesaj Panosu -> Genel Gündem Olayları Printable version Tüm saatler GMT +2 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


Powered by phpBB © 2001, 2005 phpBB Group