alp Usta Üye


Kayıt: Feb 01, 2007 Mesajlar: 362 Şehir: ankara
|
Tarih: Cum Oca 01, 2010 1:11 pm Mesaj konusu: SATUK BUĞRA HAN |
|
|
SATUK BUĞRA HAN
ALPEREN GÜRBÜZER
Tevrat ve Kur’an’ı Muciz’ül Beyan da ilk insan olarak Adem (a.s)’dan, İran’ın ünlü Avesta’sın da ise Ebul Beşer’den bahsedilir. Belli ki; Ebul Beşer ve Âdem (a.s) aynı devreye isabet eden aynı kişiler olsa gerektir. Avesta’nın sayfalarını çevirdikçe Ebul Beşer’den sonra oğlu Cemşid ve Cemşid’den sonrada yerine Feridun’un geldiğini görürüz.
Şeh-nameye göre Feridun; ülkesini Saim, Irak ve Turak (Türk) adında ki üç oğlu arasında paylaştırır. Feridun bu yüzden Türkistan, bütün doğu ülkeleri, hatta Çin dâhil Türklerin atasıdır, yani bir başka ifadeyle Tur veya Turece’sidir. Zaman içerisinde üç oğlu ve torunları arasındaki İran-Turan savaşlarında en çok adından sıkça söz ettiren isim şüphesiz Afrasyab’dır (Alper-Tunga). Nitekim Oğuzhan İran kaynaklarında Afrasyab adı ile geçer hep.
Yine Şeh-nameye göre Afrasyab; Türkistan, İran, Azerbaycan, Hindistan ve Rum ülkelerini fethetmiş, buralarda birçok şehirler kurmuş ve unutulmaz hatıralar bırakmıştır. Kaşgarlı Mahmud bu konuda Türklerin Afrasyab’a Alper Tunga dediklerini ve onun dünya hükümdarı (Ajun begi) olduğunu bildirir. Aynı zamanda Alper Tunga İskit İmparatorluğun kağanlarından biridir. Bu yüzden Afrasyab ismi sonraki hükümdarlarca nesep başlangıcı olarak kabul görür. Hatta Uygur Hanları, Karahanlılar ve Selçuklular da soylarını Afrasyab’a dayandırmışlardır. Kelimenin tam anlamıyla tarihimizi iyi incelediğimizde Türk’ün ikinci adının bariz bir şekilde Oğuz olduğu görülecektir. Nitekim Oğuzlar veya Türkler Türklük bakımdan aynı manaya gelir.
Hz. Adem (a.s)’dan asırlar sonra malum olduğu üzere Nuh tufanı gerçekleşir. Bilindiği üzere Tufandan sonra Nuh (a.s) dünyayı Ham, Sam ve Yafes adında üç oğlu arasında paylaştırır. Zira Türkler Nuh (a.s)’ın oğullarından Müslüman olan Yafes’in neslinden geliyordu. İşte İslam müelliflerine ait rivayetlere göre;
İslam tarihçileri Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasındaki kalan bölgeyi Aşağı Türkistan (Maveraünnehir) olarak isimlendirmişlerdir. Nuh (a.s) Ceyhun (Amu) nehri ötesindeki memleketleri, yani Türkistan’ı oğlu ve Türk’ün babası olan Yafes’e verdiği zaman, O; bu kurak ülkede ne yapacağını sorar. Babası da oğluna adeta sürpriz yaparak Allahın izniyle yağmur yağdırma kudretini bahşedip üzerinde ismi azam yazılı olan bir taş (tılsım) verir ve ihtiyaç halinde bu yazılı taş ile Allah’a dua edilerek yağmur yağdırılabileceğini bildirdi. Yafes şüphesiz iyi bir mümindi. Evladı çoğalınca onlara reis oldu. Fakat bir zaman sonra Yafes nehirden geçerken boğuluyor, yerine küçük oğlu Türk geçer. Mukaddes Kitaplara göre; Yafes’in oğlu Türk de vatanını yine Işık-göl bölgesinde göstermiştir.
Türk’ün evladı zamanla çoğaldı, böylece nesline TÜRK denildi. Hatta bunlar zamanla çoğalarak Asya’yı mesken tuttular. Fakat altıncı ve dokuzuncu asırlar arasında gerek zaman içerisinde başlarına geçen bazı hükümdarların semavi dini bozarak halkını puta taptırmaya başlamaları, gerekse yabancı dinlerin yayılması sonucu Türk neslinin manevi birliği parçalanmasına yol açtı. Öyle ki; Romalıların Asya’ya kadar yayılan ahlaksız diyebileceğimiz bir takım davranış örnekleri insanları sömürmeye yetiyor ve böylece İslamiyet’i işitmelerine engel oluyorlardı. Bu engellemelere rağmen neyse ki İslam’ın adalet kılıcı devreye girince hem batılılar hem de Türk Hakanları İslamiyet’in duyulmasına mani olamadılar. İşte bu elim vaziyetteki Türklerin dağınıklığı veya birbirinden kopuk manzarası ancak onuncu asırda Türk’ün İslamiyet’le buluşmasıyla son buluyor. Derken İslam’ın o engin birlik ruhu Türk neslini yeniden toparlanmaya yetecektir. Dahası Türkler İslamiyet’in motive edici gücü sayesinde, ileride tekrardan büyük ve güçlü imparatorluklar kurmayı başarabileceklerdir.
SATUK BUĞRAHAN
Malum olduğu üzere ilk Müslüman Türk hükümdarı Satuk Buğra Han’dır. Babası Karahanlı Devleti hükümdarı ailesinden olup adı Bezir Arslan Han’dır. Dolayısıyla 829 yılında bir Karahanlı Türk Hükümdarının oğlu olarak doğup soyu Türk bin Yafes bin Nuh (a.s)’a dayanır. Babasının ölümü üzerine amcası Oğulcak Kadir Han’la evlenen annesinin himayesinde büyüyecektir hep.
Horasan ve Maveraünnehir civarlarında kurulan Samanoğulları Devletinin hükümdarı İsmail bin Ahmed’dir. Hükümdar İsmail bin Ahmed kardeşleriyle giriştiği taht kavgaları sonucunda Kaşgar’a gelerek Oğulcak’a sığınıp himayesine girer. Oğulcak Kadir, sadece himayesine almakla kalmayıp, Artuc nahiyesinin idaresini de Nasir bin Ahmed’e vererek son derece cömertkar örneği sergiler. İşte bu dönemlerde Satuk Buğra Han Artuc’a sık sık yolu düştüğünde Nasır bin Ahmed’le tanışma fırsatını elde eder. Zira Satuk Buğra Han bu gidiş gelişlerinde Müslümanların namaz kıldığını görünce ister istemez dikkatini çeker. Belli ki namaz hoşuna gider. Merakını yenmek için;
—Bu nedir diye sordu.
Nasir bin Ahmed sualine cevap vermenin yanı sıra İslamiyet’le ilgili mevzuları da uzun uzun izah eder. O anlattıkça Satuk Buğra Han’ın gönlünde iman nuru parlamaya başlayıp on iki yaşında Müslüman olmakla şereflenir nihayet.
İbn’ül Esire göre ise;
Satuk Buğra Han rüyasında gökten inen bir zat kendisine Türkçe lisanla: “Müslüman ol, dünyada ve ahirette selamete er” der ve rüyasında Müslüman olur. Uyanınca hiç kimseden çekinmeden Müslüman olduğunu açıklar da.
Satuk Buğra Han’ın bizatihi rüyasında Resulullah (s.a.v)’in talimatıyla Müslüman olduğu yönünde görüşler de vardır. Şöyle ki, Türkistan’da zevkle okunan Satuk Buğra Han tezkiresi adlı menkıbeye göre;
Allahın Resulü Miraç’a çıktığı gece Peygamberler arasında tanımadığı bir kimseyi görmüş ve Cebrail’e onun hangi Peygamber olduğunu sormuş. Cibril Emin de onun Peygamber değil 333 yıl sonra yani Miladi 944 yılında Türkistan’ı dininize sokacak Satuk Buğra Han’ın ruhu olduğu cevabını vermiş.
Hz. Peygamber (s.a.v) böylece Satuk Buğra Han’a dua etmiş, anlatılanı meraklı bakışlarla dinleyen ashabı kiramda dayanamayıp onu görmeyi murad etmişler. Bunun üzerine Allah Resulü isteklerini kabul edip; o anda başlarında Türk külahı ve silahlı kırk atlı selam vererek yaklaştıklarında, bunlar Buğra Han ve arkadaşlarının ruhları olduğunu beyan ettiler. Hatta bunların arasında Türk Han’ına hidayet yolunu gösteren Samani Ebu Nasr’da varmış.
Bir başka Menakıba göre de;
Ebu Nasr Türkler arasında İslamiyet’i yaymak maksadıyla ticarete başlamış. Bir gün rüyasında Peygamberimizin kendisine:
—Artık kalk, Türkistan yolunu tut! Orada Tekin Satuk Buğra Han Müslüman olmak için seni bekliyor demiş. O da sevinerek 330 kişilik kervanla yola çıkar. On iki yaşında Buğra Han Ebu Nasr ile Endican’da karşılaşarak Müslüman olmuş. Hatta Müslüman olmasını bir süreliğine amcası Oğulcak’tan gizlemeyi de ihmal etmez. Bu arada yakın akrabasından elli kişi de Müslüman olup Satuk Buğra Han’a tabii oldular. Ama amcası şüphelenmişti, bunun üzerine peşine adamlar taktı. Sıkı takip sonucunda Satuk Buğra Han’ın abdest alıp namaz kıldığını gördüler, tabii durum vaziyeti derhal amcasına bildirdiler. Amcası acele etmeyip bizatihi olayı yerinde kendisi görmek istedi ve yeğenini sınamaya başlar. Derken bu amaçla hemen ona puthaneyi tamir etme görevi verdi. Fakat Satuk Buğra Han değil puthanenin işine adına bile tahammülü yoktu, bu durumu Nasir bin Ahmed’e anlattığında cevaben:
—Merak etme, şimdi burası puthane olarak yapılır, sen orayı zamanla cami’ye çevirirsin dedi. Böylece Satuk Buğra Han tane tane dökülen inci sözler karşısında derin bir nefes alıp rahatlar ve denilenleri büyük gayretle yapmaya çalışır. Abdülkerim Satuk Buğra Han 25 yaşına geldiği sıralarda İslami ilimleri öğrenmişti artık, üstelik Müslüman olduğunu bundan böyle gizleme gereğini duymayarak açıkça ilan etmekten çekinmezde. Nihayet kendi kendine karar verdi; amcasıyla bu uğurda mücadeleye. Amcası durumdan haberdar olunca derhal harekete geçti. Amcası Harun Buğra Han yeğeninin tekrar eski dinine dönmesi için çaba sarf ettiyse de bu dünyadan muradına eremeden ölüp gitti. Böylece Satuk Buğrahan yerine hükümdar olmuş ve etrafında 300 kadarda süvari toplanmıştı. Bunu takip eden günlerde taraftarları 1000 kişiye yükselir. İlk fethettikleri topraklarda ise Atbaşi oldu. Zaman içerisinde sahip olduğu 300 kişilik orduyla Kaşgar üzerine yürüyerek orayı da fetheder. Aynı zamanda Oğulcak Kadir Han’ı öldürerek saltanatına son verir. Ardından Kaşgar halkı da Müslüman olur. Zira İslamiyet onun sayesinde hızla yayılır, dahası zaferlerine zafer katarak Türklere İslamiyet’in kapılarını açan ilk Hükümdar unvanını kazanmış olur böylece. Nitekim Kaşgarlı Mahmud, Allah’ın; Benim Türk adını verdiğim ve şarkta yerleştirdiğim bir ordum vardır. Bir kavme gazaplandığım zaman onları o kavim üzerine saldırırım (hâkim kılarım) dediğine dair Kutsi hadisi nakletmesi manidardır (Divanı Lügat’üt Türk 1, S. 294).
Abdülkerim Satuk Buğra Han’ın Müslüman olmasının olumlu yansımaları hemen etkisini gösterdi bile. Öyle ki; İslamiyet’i kabul eden ilk Türk boyları dediğimiz Karahanlılar ve İdil Türkleri devlet olarak İslamiyet’in bayraktarlığına soyunup din uğrunda cihat etmeye başladılar. Satuk Buğra Han’ın İslam’la şereflenmesiyle birlikte millet hakanına tabii olduğu gibi şeksiz şüphesiz itirazsız İslamiyet’i dahi kabul etmişlerdir. Belli ki İslamiyet onunla zafer kazanmış. Hakeza 96 yaşına kadar ölünceye kadar kılıcı ile kâfirleri Müslüman yapmış, batıda Amuderya boylarına, güneyde Kış-kezeke ve kuzeyde Kara-koruma kadar kadar kâfirleri İslam dinine çevirmiş, hasta olunca Kaşgara dönmüş ve orada ölüp Artuç’da Meşhed denilen yerde defnedilmiştir.
SELÇUKLU’NUN DOĞUŞU
İslamiyet sayesinde Karahanlı Türkleri Türkistan’da, Gazneli Türkleri Hindistan’da, Oğuz ve Selçuklu Türkleri Anadolu’da ve Osmanlıda üç kıtada cihangir devlet oldular. Anlaşılan şu ki; iki yüz bin çadır halkının Müslüman oluşu bu hadiseden sonradır. Bununla beraber Müslüman Karahanlıların büyük tesiri olduğu muhakkak. Yani İslamiyet’in ilk Oğuz ve Karluklar arasında yayılması, başlangıç itibariyle değerlendirildiğinde İslam ve dünya tarihinde büyük neticelere yol açtığı anlaşılacaktır. Tarihi kaynaklar; 960 (349) yılında iki yüz bin çadır halkı gibi büyük bir göçebe kitlenin toptan İslam dinini kabul ettiğine dair mühim hadiseyi bildirmişlerdir. Karahanlılar’ın asli unsurlarından olan Karlukların Satuk Buğra han ile birlikte daha önce Müslüman olduklarını da nazarı itibara alındığında bu hadisenin Oğuzlara ait olduğu kuvvet kazanır.
Demek ki; Türkler Maveraünnehir bölgesini vatan yaptıktan sonra Allah Resulü ve arkadaşlarının saçtığı İslamiyet güneşi üzerlerine yavaş yavaş doğmaya başlamış. Yani Türkistan’da Türkler Arap imparatorluğuna katılıyorlardı. Daha sonra diğer Türkler de göçünce kendi dillerini konuşan soydaşlarına rastladılar ve bunlarda İslamiyet dairesine girdiler. Artık bu noktadan sonra Türkleri dünya taşımaya kâfi gelmeyecektir artık.
Destanlarımızda özetle şöyle geçer;
Türklerin önlerinde bozkurt hareket edince:
—Göç, yani kalkınız diyordu adeta. Türklerde onun arkasında durduğu yerde çadır kuruyorlardı. Uzun müddet onlara rehberlik ettikten sonra ne hikmetse bozkurt bir daha görülmedi.
Türkler bu ülkelerin kendilerine kâfi gelmediğini anlayarak üç kısma ayrıldılar Hindistan’a gidenler putperest, kuzeye gidenler Rumların Kumania (Kıpçak-ili Cembi Rusya ülkesi) adını alarak Hıristiyanlarla birleştiler. Meskûn dünyanın ortasında batı tarafına gidenler Ya’i Selçuk Oğuzları ise Araplara karışarak onların dinini kabul edip İslam’la tanışma fırsatı bulurlar. Hatta Halife Araplardan olmak kaydıyla Müslümanların hükümdarı olmayı başaracaklardır.
O yıllarda Araplar ve Berberiler yüksek bir medeniyetin rehaveti içerisinde gevşemişler, İslamiyet’i yeni kabul etmiş bulunan Karahanlılar ise doğuda cihatla uğraşmakta, Gazne Devleti de sadece Hindistan seferi ve fetihleri ile meşguldüler. Bu arada Büveyhiler de Abbasileri tahakkümüne almış zayıf bir Şii devleti idi. Diğer küçük devletlerde birbirleriyle çekişmekte, değim yerindeyse iç kargaşalar yüzünden hiçbir devlet tek başına İslam dünyasını koruyacak güçte değildi. İşte Türklerin İslam’la şereflenmesi neticesinde ve nihayet Selçukluların hâkimiyeti ile bu buhranlı devre sona erer.
Velhasıl; Satuk Buğra Han’ın açtığı diriliş sancağı Selçukluya oradan Osmanlıya geçerek cihanşümul olmuşuz.
Vesselam. |
|