Tarih: Cum Tem 09, 2010 3:30 pm Mesaj konusu: -*- HASRET KALDIKLARIMIZ -*-
SİZ NAPOLYON'A BENZİYORSUNUZ
Mustafa kemal, bu benzetmeyi reddetti ve:
- “Napolyon, arkasına bir sürü, muhtelif milliyetteki insanları toplayarak macera aramaya çıktı.
Ve bunun içindir ki yarı yolda kaldı.
Ben bir anadan, bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanımı kurtarmak davası yolundayım.
Ve bu muhakkak ki muvaffak olacağım!”
Cevabını verdi.
Mustafa Kemal’in giriştiği mücadeleyi hayret ve takdirle karşılayan Towsend,
kendisine karşısındaki düşmanın kudretini hatırlatmak isteyerek:
- “Siz mücadeleye mecbur olduğunuz düşmanın ne kadar kuvvetli olduğunu hesaba katmıyorsunuz.
Bu düşmanın size her vasıta ile, oturduğunuz odadaki eşya, yemeğiniz ve her şeyinizle bir fenalık
yapabilmesi ihtimali bile vardır,” dedi.
Mustafa Kemal gayet sakin bir eda ile:
- “Evet, karşımdaki düşmanın çok kuvvetli olduğunu biliyorum.
Fakat insaniyeti müdafaa eden kimseler ölümle tehdit edilmelerine rağmen ölmezler
ve ebediyen yaşarlar!”
Cevabını verdi.
Sabaha karşı müzakere bittiği vakit büyük bir hayranlıkla Mustafa Kemal’den ayrılan Towsend,
refakatindeki memur Türk subayına:
- “Ben şimdiye kadar 15 hükümdar ve cumhurbaşkanı ile özel ve resmi konuşmalar yaptım.
Bu geceki kadar ezildiğimi hatırlamıyorum.
Mustafa Kemal’de büyük bir ruh kudretinin esrarı var, ” dedi.
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
yemliha YeniÜye
Kayıt: Apr 20, 2007 Mesajlar: 27
Tarih: Cum Tem 09, 2010 10:14 pm Mesaj konusu:
Zaten Yavuz Sultan Selim de sabahtan beri Hasan Can’ı gördüğü rüyayı anlatması için sıkıştırmaktadır. Hasan Can, padişahın yanına döner; “Sultanım” der, “Sabahtan beri sorduğunuz rüyayı bu Hasan değil, bir başka Hasan, Kapı Ağası Hasan kulunuz görmüş!” der.
Rüyayı dinledikçe Yavuz’un gözleri yaşarır, yüzü kızarır. “Biz dememiş miydik ecdadımız memur olmadıkça bir yere sefer etmezlerdi diye. Onların her biri evliyalıktan nasipdar idi. Biz onlara benzemedik!” der.
Bu hadiseden sonra hazırlıklar tamamlanır, Mısır seferine çıkılır. Artık Mısır ve Hicaz Osmanlı padişahlarının idaresindedir. Bunun ilk tescili de 20 Şubat 1517 Cuma günü gerçekleşir. Kahire’deki Melik Müeyyed Camii’nde hutbe Yavuz Sultan Selim adına okunur. Hatib, hutbede yeni halifenin adını söylerken o zamana kadar âdet olduğu üzere “Hâkimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” sıfatını kullandığında Yavuz Sultan Selim seslenerek “Hadimü’l-Haremeyni’ş-Şerifeyn” demesini ister. Yani Mekke ve Medine’nin hakimi değil hadimi, hizmetçisi olarak görmektedir kendini.
Sefer dönüşü halkın tezahüratından kaçındığı için Üsküdar’dan bindiği bir kayıkla gece yarısı gizlice sarayına giren Yavuz Sultan Selim, beraberinde Peygamber Efendimiz’e ve mukaddes mekanlara ait bir kısım emanetleri de getirir. Topkapı Sarayı’nda kendi yaşadığı ve Has Oda denilen taht odasına, başucuna yerleştirir. Kendisiyle birlikte yaşayan en yakın kırk adamını muhafazasına tayin eder. Has Odalılar devlet ve padişah hizmetlerinin yanı sıra Hırka-i Saadet’i muhafaza edecekler, gereken hürmeti gösterecekler, yirmi dört saat yanında Kur’an-ı Kerim okuyup nöbet tutacaklardır. _________________ Calışmadan, yorulmadan, Oğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler evvela haysiyetlerini, sonra hurriyetlerini ve daha sonrada istiklallerini kaybetmeye mahkumdurlar.MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR?...
Tarih bilgisi bize çok mükemmel bir ders veriyor:
Yavuz Sultan Selim Han'ın 28 Ağustos 1516 da Ridaniye seferine giderken susuzluk çeken halkı
görünce askere emir verir ve tam 12 musluklu büyük bir hayrat olarak Muş'ta bir çeşme yaptırır.
Sultan Selim Han giderken yaptırdığı çeşmeyi dönüşte suyu kesilmiş ve harap edilmiş
vaziyette bulunca, çok üzülür ve tekrar eskisi gibi inşaa ettirir.
Üzerine de aşağıdaki mısraları, bizzat kendisi kaleme aldırarak yazdırır:
"Kürd'e fırsat verme Yarab,
Dehre sultan olmasın,
Ayağını çarık sıksın,
Gönlü huzur bulmasın...
Vur sopayı, al haracı,
Karnı bile doymasın,
Ol çeşmeden gâvur içsin,
Kürd'e nasip olmasın...
Vasiyetim odur kim,
Kürd bin kere yalvarsın,
İnanma, kanma,
Yakana bit,
Kapına kürd dadandırma!..."
Kaynak: Evliya Çelebi, Seyehatname, Zuhuri Danışman Derlemesi, C.3, s.80
Not: Bahse konu çeşme hala yerinde olup, yerel halk suyundan yararlanmaktadır...
Ancak, üzerindeki kitabe tekrar tahrip edilmiştir !
*
Ceddimiz Yavuz Sultan Selim Han'ın askerlerine su vermemek adına,
onun yaptırdığı çeşmeleri tahrip edecek kadar Türk ve İslâm düşmanlarının
bugünkü torunları pkk ve yandaşları yine boş durmuyorlar.
Askerlerimize saldıran, Mehmedciklerimizi şehit eden;
caddelerimizi, sokaklarımızı, binalarımızı cehennem topuna çeviren;
insanlarımızı, arabalarımızı , otobüslerimizi, ormanlarımızı yakan;
hırsızlık, gasp, fuhuş, esrar-eroin-silah kaçakcılığı yapanlar;
ay-yıldızlı bayrağımıza saldıranlar;
birliğimizi, dirliğimizi bozmak isteyenler kimlerdir, dersiniz?
Bunlar, Yavuz Sultan Selin Han'ın bedduasını alanların bugünkü torunları değil mi?
Bilmem kaç yıl sonra, sanki tarih fazlasıyla tekerrür ediyor gibi...
Üstelik, Türk'ün malı, canı, kanı 'Açılım' ihaneti çerçevesinde hainlere aktarılmaktadır.
Akepe afyonuyla uyutulmuş Türkler, kendi soylarını-kültürlerini inkâr edecek
hatta hâkir görecek kadar mankurtlaştırılmışlardır.
Aşımızı, ekmeğimizi, suyumuzu paylaştığımız bu hainlerin yaptıkları;
bu aziz millete reva mıdır?
Ne bedbaht milletmişiz biz?!
Artık uyanmak; kendine dönmek zamanıdır!
Bu mesajın sorumluluğu yazanın kendisine
aittir. Sitemiz sorumlu tutulamaz.
EMANET Usta Olmaya Yakın
Kayıt: Mar 11, 2009 Mesajlar: 99
Tarih: Çar Tem 14, 2010 11:01 am Mesaj konusu: -*- HASRET KALDIKLARIMIZ -*-
REŞİD GALİP'İN KAFA TUTMASI
Dolmabahçe Sarayı’nda, bir akşam Dr. Reşit Galip merhum,
maarif meselelerini tenkit ederken, milli eğitim bakanı
Esat Bey hakkında biraz sert bir lisan kullanıyor.
Atatürk:
- “Reşit Galip, Esat Bey benim hocamdır.
Soframda hocam hakkında böyle konuşmanı istemem”.
Deyince Reşit Galip tereddütsüz:
- “Burası sizin değil, milletin sofrasıdır.
Vakıa biz saraydayız ama, hocanız sultan hocası değildir.
Cumhuriyette tenkit serbesttir, diye başlayınca Atatürk:
- “Sofradan kalk! Emrini veriyor. Reşit Galip hiç aldırmayınca,
Ata:
- “O halde ben kalkarım, diye sofrayı terk ediyor.
Sofradakiler de dağılmaya hazırlanırken, yaver şu emri getiriyor:
- “Cumhurbaşkanı hazretleri kendileri varmış gibi sofranın devamını rica ediyorlar”.
Ertesi sabah Reşit Galip, Ankara’ya hareket ediyor.
Fakat aradan çok geçmeden Milli Eğitim Bakanı oluyor.
*
Niyazi Ahmet Banoğlu
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız