Tarih: Pzr Nis 10, 2011 11:51 am Mesaj konusu: TÜRK DİL İNKILÂBI
1933 Türkiye de Dil inkılabının başladığı Tarihtir. İngiliz Yazarı George Orweell 1984 adlı romanında Milletleri Dil yıkımıyla çökertip bir takım sürüler haline koymak isteyenlerin hedeflerini ve hikayesini yazmıştır.
Türkiye’de Dil inkılabı kesinlikle olmalıydı fakat sadece ilim dilinde ,çağdaş kültürümüzün muhtaç olduğu sahada olmalıydı.Bunu yapabilseydik Türkçemizi çağdaş medeniyetlerin her hareketini ifadeye muktedir zengin ve milli bir dil haline getirecektik.Türkçede Arapça terimler sistemi hakimdi Türk çocukları Zaviyetan-ı mütebadiletan-ı dahiletan diyerek hendese(Geometri) okuyorlardı.köprücük kemiğine azm- terkova kalça kemiğine azm-ı harkafa demekteydiler. İşte değişmesi gereken bunlardı.Onların yerine daha çirkinlerini koymak yerine halk dehası olarak kabul ettiğim bilek kemiği göğüs kemiği gibi terimleri zaten kullanmaktayız.bunlar sadece ve sadece birer terim olmaktan öteye geçmez.Kelimeler millete aittir bunuda ancak yetkili ve itibarlı Türk ve Avrupalı gerçek ilim adamlarından kurulu hakiki bir akademi yapabilirdi.Aslında hiçbir kelime Türkçede başka dillerdeki telaffuzuyla yerleşmiş değildir .Türk onları az veya çok kendi zevkine kendi söyleşine göre ayarlamış ve Türkiye Türkçesi’nin kendi güzel sesiyle kullanmıştır.Arabın Ellahı’na Allah, manara sına Minare dememiz;.Acemlerin gul sözüne bizim gül ,hatta eski Türklerin Tengri kelimesine bizim Tanrı sesi vermemizde böyledir.Bazı diller kültür ve edebiyat dili olarak başka dillere boğun eğmiş hatta zamanla başka dil olmuş lisanlardır.Bunların bir kısmide başka dillerden faydalanmaya bile güçleri yetmeyen küçük millet kavim ve kabile dilleridir.Bir kısım dillerde vardır ki yalnız bir vatanda değil bir çok vatanlarda devlet ve hakimiyet kurmuş büyük milletlerin dilidir.Bu diller doğal olarak medeniyet ve hakimiyet götürdükleri ülkelerin dillerinden derlenmiş kelimelerle de zengin büyük dillerdir.İmparatorluk dilleri milletlerin hakim oldukları topraklardın vergi alır mahsul toplar gibi kelime de alırlar ve herhangi bir ölçü tanımazlar.Kendilerine lazım olduğu kadar veya canları istediği kadar alabilirler.Öte yandan aynı ülkelerden derledikleri lüzumlu kelimeleri kendi dillerinin gramerine estetiğine ve fonetiğine göre millileştirerek kendi kelimelerini yaparlar.Biz bunlara fethedilmiş kelimelerde diyebiliriz.Bu vasıflardan yola çıkarak uygun imparatorluk dili olarak Latince,Arapça,İngilizce ve Türkçe yi gösterebiliriz.En can alıcı nokta ise bu dillerin hiç biri ÖZDİL değildir.Esasen yeryüzünde hiçbir kültür ve medeniyet dili hiçbir zaman ÖZDİL olmak tabusuna ve basitliğine iltifat etmemiştir.Latinceyi özdil olarak savunanlar vardı fakat dil tarih ve edebiyat tarihi araştırmacıları meydana koydu ki Latince bile özdil değildir.Bu kelimelerin yüzde ellisi Yunancadan alınmıştır.Geri kalan kelimelerin önemli bir bölümüde değişik ölçülerde Latinceye başka dillerden geçmiştir.Latince bir zamanlar yeni Latin dilleri denilen Fransızca,İspanyolca,İtalyanca,Romence ve Portekizceye kaynak olmasına rağmen kesinlikle ÖZDİL değildir.Yunanca Makedonya,Anadolu,Suriye ve muhtelif Mezopotamya dillerinden etkilenmiş ve toparlanmış bir dilden öteye geçmemektedir.Arapça başta İbrani olmak üzere yunanca Latince Sanskritçe ve Farsçadan bir çok kelime almış büyük bir dildir.İngilizce daha modern bir lisan olarak İmparatorluk dili olmanın bütün hazzını ve gururunu tadabilmiş bir lisandır.İngilizlerin Bahtiyardır o İngilizce ki onda her dilden kelime vardır deyişlerindeki müstesna ilerilik bu şuurlu imparatorluk dili anlayışının ifadesidir.bu dilde bu gün hala yüzde yetmişbeş nisbetinde Latince ve Fransızca kelime vardır.Mesela aslı Latince olan cultura kelimesinin Fransızcası kültür(Culture)fakat İngilizcesi kalçır dır.Kalçır İngilizcedir.Final kelimesinin faynıl olarak İngilizceleştirilmesi birkaç örnekten biridir.
Dillerin kelimeleri değil Sesleri millidir.Her dilin kendi iç ve dış musikisi millidir.Türkiyede dikkat edilmeyen büyük dil gerçeği budur.
Yahya kemal
Çok insan anlamaz eski musikimizden
Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden
Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını
Hemen ayılmaya başlar sada ve nur akını
Bu sazların duyulur her telinde sade vatan
Sihirli rüzgar eser daima bu topraktan
Mısraları Türk dilinin bu günkü durumunu anlatır gibi.Dünyanın istisnasız en güzel sesli dillerinden birini ne hale getirdiğimizin 900 yıllık geçmişimizi karalamak uğruna neler kaybedip geleceğimizi yok ettiğimizin farkına bile varmadan.
Yahya Kemal Anılarında…..
Bir Atatürk Sofrasında Türkçeyi rum şivesiyle konuşan bir dil alimi(!) nedense sofranın ta ucunda kalmıştı.varlığını ve varlığındaki ehemmiyeti Atatürk e duyurmak için bir aralık bulunduğu yerde ayağa kalkmış nutuk çeker gibi yüksek bir sesle konuşmaya başlamıştı.
---Paşam bu Türkçes kıyak bir dildir.Her ne laf ararsan bu Türkçeste bulunur.
Atatürk devam etti
----Nasıl nasıl?
---Paşam bu Türkçes….
Atatürk bu çok zeki(!)dil alimi(!)ne aynı sözü birkaç defa daha tekrarladıktan sonra yumruğunu masaya vurdu.
Şakacı bir hiddetle
----Bunu ispat edin!..Diye gürledi.lafla gemi yürütmeyin….Size uyup bir kelime bulacağım diye benim göbeğim çatlıyor.
SON SÖZ: anlayan anlar yok ettiğimiz yada yok etmek için her şeyi yaptığımız divan edebiyatımızda DÜŞMEK kelimesinin ne kadar geniş anlamda kullanıldığına bakarsanız ne anlatmak istediğimi bulmuş olursunuz.
Geline bak geline
Düşmüş zalim eline
Gidiyorum işte gör
Hayalde gör düşte gör
Sen beni yar bilmedin
Bir zalime düş de gör
Düşenin dostu olmaz
Hele bir yol düş de gör
Tekellerden hu gelir
Çeşmelerden su gelir
Hanemiz uzak düşmüş
Elimizden ne gelir
Nem düşer
Gökte bulut nem düşer
Ben bu dertten ölürsem
Bakam sana nem düşer
Saçlarıma ak düştü
Sana ad bulamadım
Gönüle uçmak düştü
Bir kanat bulamadım
ÖZDİL 2
Kelimelerle sevimsiz eklerin izdivacı gibi kısır ve sapık evlenmelerden ancak yaratılış garibesi sakat çocuklar doğar.halkımızın kelime yaratma dehası ise asla küçümsenemeyecek düzeydedir.Eğer bir kelime üretilecekse iki kelimeyi bir araya getirerek nur topu gibi üçüncü bir kelime Yaratılır.akarsu,bindallı,cankurtaran,çamsakızı,yanardağ,demiryolu,ateşböceği,kuşdulu,karakalem,ağustosböceği vb bu yoldan hareket edilince dört köşeli nur topu gibi kelimelerimiz oluşmuş bile.Buz ve dolaptan sıcak bir buzdolabı gibi.Renkleri bile bu şekilde bulduğumuz söylenebilir.Yavruağzı,gülkurusu,gecemavisi,ayvasarısı ve hatta daha ileri giderek parlement(Parlıament)mavisi gibi..
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Türkçe yunanca ve Latince ile ölüm kalım savaşına başlamış Osmanlı hükümdar ailesinin şuurlu Türkçecilik siyaseti sayesinde bu savaştan muzaffer olarak ayrılmıştır.
Küçük bir misal.
Efendim kelimesi aslı Yunancada authentes ve rum telefuzunda aftendis manası ise her iki dildede mutlak hakim demektir.Genellikle köle veya cariyelere sahip kişiler için kullanılırdı.Osmanlı bu kelimeyi efendi olarak alıp ekler katarak kelimeye ruh ve mana vermiştir.A benim canım efendim diyerek söz güzelliğini şiirlere bile dökmüştür.Türk halkı ince ve kıvrak zekasıyla bir çok kelimeyi mecaz anlamda kullanabilme becerisini göstermiş tek kelimeyi bir çok anlam altında değerlendirebilmiştir.Sokakta salatalık satan bir satıcı genelde “bademlerim taze Bademe gel “diye bağırmaktadır.Salatalığın gerçek ismi Hıyardır.Satıcı sokakta bunu söylemek yerine badem diyerek yeni bir mana üretmekle birlikte hıyar deme kabalığından ve hatta çoğul olarak hıyarlar diye bağırıp olası bir saldırıdan kendini korumuştur.Mubarek günlerde satılan Kandil Simitlerine “Kandil gülleri”diye mecazi isimler takarak satmak sadece ve sadece zeki Türk milletinin yapabileceği bir deha misalidir.
Velhasıl anlatabildiysem kendimi mutlu hissedeceğimdin hiç kimse kuşku duymamalı Yahya KEMAL,Reşat NURİ,Refik HALİD,Halide EDİP,Faruk NAFİZ,Orhan SEYFİ Yunus EMRE,KARACAOĞLAN Türkçesini örnek almamız dileklerimle
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız