Bir yanda marangozlar, bir yanda kazancılar, semerciler, demirciler…
Her köşede bir usta, her dükkânda bir emek hikayesi.
Marangozlar Çarşısı
Ben, Marangozlar Çarşısı’nda doğan bir çocuğum.
Evimizde Ulu Cami’nin arkasındaydı.
Babamın anne dedesi Hacı Ahmet Öksüzer, oğulları Kurban, Yusuf ve Hüseyin ile birlikte çalıştırdığı marangoz dükkanı tüccar Hanecioğlu'nun iş yerinin hemen yanındaydı. 1948 yılında oğullarıyla birlikte dükkanı kapatıp Aşkale’ye göç ettiler ve Aşkale’de marangoz dükkanı açtılar. Ulu Cami’nin gölgesinde büyüdüm. Atölyemiz, evimiz de kereste ve yaptığımız işleri koyduğumuz ardiyemiz de oradaydı.
Babam Mustafa Ahıskalıoğlu ve dayısı Yusuf Öksüzer, 1954 yılında Laz Baki’nin dükkânı ile elektrik trafonun arasında ilk derme çatma atölyelerini açtılar. Ve aynı yıl karşılarındaki ahşap yapıya taşındılar.
Ahşabın diliyle konuşan adamlardı onlar.
Ellerinin nasırı, Bayburt’un tarihinde iz bıraktı. O günlerde Marangozlar Çarşısı kalabalıktı, hareketliydi.
Alışveriş olmasa bile herkes uğrardı oraya.
Bir çay içilir, bir sohbet edilir, ustalarla pazarlıklar yapılırdı.
Ben çocuk halimle o kalabalığa karışır, talaş kokusunu içime çeker, atölyemizn altından geçen Kazancılığın gürül gürül akan suyunu dinlerdim. Babamın 1954 yılında başlayan çarşı serüveni 1976’da son buldu. Yeni sanayide yaptırdığı atölyeye taşındık.
Sonra 1978 yılında İstanbul’a gittik.
Ama o sokağın sesi kulağımdan hiç gitmedi.
Bir testerenin gıcırtısını duysam,
hala Bayburt’u hatırlarım.
Bir Şehir, Bir Usta Ordusu
O çarşıda sadece eşya yapılmazdı, hatıra yapılırdı.
Kapı, pencere, sandık, maran, tırhıç, yayık, kar küreği, terek…
Ne varsa, hepsi el emeğiydi, alın teriydi.
Her tahtanın içinde bir dua, her çivinin ucunda bir umut vardı. Unuttuğumuz isimler olabilir. Ve o çarşıyı yaşatan ustalar…
Mustafa Ahıskalıoğlu ve kardeşleri Bekir, Sıtkı Ahıskalıoğlu… Laz Baki ve oğulları, Tüccar Alay Hanecioğlu, Hakkı Kodanoğlu, Efrail Usta, Ömer Aktaş, Nail Türk, Ömer Emir, Hacı Ali Ukaşe , Hacı Nadim Ekreklî, Koplular, Hacı Ahmet Öksüzer ve oğulları Kurban, Yusuf, Hüseyin Öksüzer, Topal Ziya, Zeki Bitlisli, Ömer Erim, Lütfü Kırıcı, Lütfü Kaçmaz, Eşref ve Şeref Özden, Rahmi ve Kemal Güçlü, Hüseyin Uzuntürk, İbrahim ve İsmail Şimşek, Şaban ve Cemil Kaçmaz, Kâmil Karadağ, Sabri, Salim ve İhsan Sağlık, Ağa Zarif, Mustafa Çelt, Halim Yıldız, Yaşar ve Fikret Zavut, Hacı Mehmet ve Hamdi Sekmenli, Hacı Abidinoğlu, Abbas ve Ömer Çarpatan…
Hepsi Bayburt’un hafızasında, bu sokakların taşına sinmiş insanlar.
Her biri, bir marangoz tezgâhının başında, sessizce şehir inşa etti.
Kazancılık Sokağı ve Suskun Su
Kazancılık Sokağı’nın bir de suyu vardı.
Şehit Osman Dağı’ndan gelir,
o ahşap binanın altından geçip Çarşı Hamamı’na, oradan Çoruh’a akardı.
Su öyle kuvvetliydi ki, sesini duymayan kalmazdı.
Bir yandan kazancılar işine bakar,
bir yandan hayvanlar o çeşmeden su içerdi. Kazancılık Sokağı
Cami-i Kebir Mahallesi ve Marangozlar Caddesinin bir zamanlar su ihtiyacını karşılayan eski 100 yıllık yapının (kültür bakanlığı binayı korumaya almış) altından geçen Kazancılık Çeşmesi yıllarca Bayburt insanına doyumsuz su içme fırsatı sunmuştur. Kazancılığın eskiden büyük bir çeşmesi vardı. Büyük bir boruyla kuvvetli su gelirdi şehit Osman dağından akarak. Bu ahşap yapının altından geçip çarşı hamamına ve oradan da Çoruh Nehri’ne dökülürdü… Kazancılık Sokağında bir zamanlar maran çekerdiler (kağnı arabası tekerleği yapımı) hayvanlar su ihtiyacını karşılardı. Şu anda büyük bir kanalla su akışı çarşı hamamına devam etmektedir… Fakat kazancılık caddesinde faliyetine son verilmiş. Ama yıllar geçti…
Binalar çoğaldı, çocuklar taş tıktı,
ve bir gün o çeşme sustu.
Binanın sahibi rahmetli Hakkı Kodanoğlu, çaresiz kalıp kapatmış ağzını.
Yıllarca kana kana su içilen Kazancılık Çeşmesi
şimdi tarihin tozlu sayfalarında kaldı.
Bir Ustanın Sessizliği
O eski binada bugün sadece Rahmetli Hakkı Kodanoğlu kaldı.
uzun yıldır aynı yerde, Şimdilerde orada marangozluğa öğretmenlikten emekli olduktan sonra oğlu Osman Kodanoğlu sürdürse de
ama eskisi gibi sık artık ne bir keser sesi var,
ne bir çivi çakma yankısı…
Kültür Bakanlığı binayı koruma altına almış,
ama sanki hayatın sesini de koruma altına almış gibi. Bir zamanlar sabah ezanıyla canlanan çarşı,
şimdi gün boyu sessiz.
Ne alışveriş var, ne çocuk kahkahası,
sadece anıların yankısı dolaşıyor o sokaklarda.
Ve Bugün...
Marangozlar Çarşısı da, Kazancılık da artık boynu bükük.
Ama unutulmadılar.
Çünkü bir şehrin ruhu,
taşında değil, o taşı şekillendiren ellerdedir. O ellerin kokusu, sesi, duası hâlâ oradadır.
Kim bilir, belki bir gün yine
Kazancılık Çeşmesi’nden su akar,
bir çocuk o sudan içer,
ve yeni bir ustanın hikayesi başlar…
“Bayburt’un Zanaat Belleği”
Bir zamanlar talaş kokardı bu sokaklar.
Şimdi sessizlik kokuyor.
Ama o sessizliğin içinde hâlâ bir çekiç sesi çınlar,
“Ben buradayım,” der Bayburt’un eski ustaları…
YAZAN: NACİ AHISKALIOĞLU