Bayburt’a Yeni Bir Başlangıç
Yıl 2008...
İstanbul’un karmaşasından, kalabalığından ve o hiç bitmeyen telaşından ayrılıp Bayburt’a yeni gelmiştim. Uzun yıllar uzak kalmanın ardından, doğduğum memlekete yeniden dönmenin hem heyecanı hem hüznü iç içeydi.
Sokaklar tanıdık ama sessizdi. Çoruh’un serin sesi, taş evlerin gölgesine sinmiş çocukluk kokusu...
Cami Kebir Mahallesi — bizim oraların deyimiyle Kaya Mahallesi…
Ulu Cami’nin arkasından merdivenleri tırmanıp Uzun Gazi yokuşuna yöneldiğinizde, karşınıza dededen kalma evler çıkar.
İşte o yokuşun ortasında, babamın dedesi Kav Hasan’ın iki katlı Bayburt taşından yapılmış tandırlı eski evi dururdu.
O evde babamın amcası Hulisi Ahıskalıoğlu ve ailesi otururdu.
Tam yanında, küçük bir bahçesi olan, küçük ama konak havası taşıyan bizim evimiz yer alırdı. Hemen yanımızda çok değerli komşularımız Laz Baki (Baki Şimşek) ’in konağı vardı.
Gelelim doğduğum dede evine…
Girişte bahçeye açılan ahşap bir kapı, sağda tarafta, tuvalet bahçedeydi. Bahçeyi geçince bir ahşap kapı daha, evin giriş kapısı. Girişte iki sahanlıklı, sağlı sollu odaları olan, tandırı hep sıcacık bir ev ve kalabalık sıcak bir aile ortamı.
Kapıdan içeri girince sağda Bekir Amcam, yengem ve çocukların odası bulunurdu. Orayı geçince solda lavoba ve banyo, ilerleyince geniş, büyük sohbetlerin edildiği, yemeklerin yenildiği, misafirlerin ağırlandığı oturma alanı. Oturma alanının sağ köşesinde 3 – 4 ahşap basamakla çıkılan tandır bölümü ve yanan tandır, başucunda kab, gacak, tabak, çanak ve çinkoların dizildiği ışıl ışıl terekler…
Her bir tarafı Ahşaplı, ahşap direklerle ayakta duran yapının ortasında, bacaya açılan geniş pencereden içeri süzülen ışık tandırın sıcaklığıyla buluşurdu.
Sol sahanlığın altında müştemilat vardı. Soldaki merdivenlerden çıkınca babam, annem ve bizim odamız; sağdaki sahanlıktan çıkınca solda Sıtkı Amcamın odası yer alırdı.
Sıtkı Amcam o yıllarda üniversite okuyordu, henüz bekar… Onun hemen yanında da dedemle babaannemin odası bulunurdu. Evin yanından bacaya çıkış vardı. Bacayı yürüyerek geçince Babamın amcası Mehmet Ahıskalıoğlu (Şereflioğlu) ve yan yana oğulları Hilmi ve Halis Ahıskalıoğlu (Şereflioğlu),nun evleri. Ve mahallenin hemen hemen yarıs babamların akrabalarının eviydi. Ve diğer yarısı da komşularımızdı.
1975–1976 yıllarında rahmetli babam, dedesi Kav Hasan’ın evinin hemen yanına betonarme, üç oda bir salon, altı ardiye olan yeni bir ev yaptı.
Üstü, istenildiğinde iki kat daha çıkılabilecek şekilde planlanmıştı.
Biz o ev tamamlandığında dedemlerin yanından ayrılıp oraya taşındık.
Yeni ev, yeni bir başlangıçtı. O günlerde yeni evindeydim ama bir yanım sanki bana fısıldıyordu:
“Artık misafirsin.”
Yıllar Sonra Bayburt’a Geldim Sanki Gurbetteydim
Bayburt Belediyesi’nde başkan yardımcılarının sekreterliğini yapıyordum. Şehre alışmaya, yüzleri tanımaya, yeniden kök salmaya çalıştığım bir dönemdi.
İlk iki yıl kolay geçmedi… İstanbul’daki annem, babam, kardeşlerim, dostlarım, komşularım; her biri aklımdaydı. Rahmetli babam, gitmeden önce “Orada yapamazsın, burada işin, çevren var” demişti. Annemle ısrar edip ikna ettik.
İlk yıllar çok zor geçti. Hep düşündüm: “Babam haklıymış, ben bu şehirde yapamayacağım.”
Ama zamanla Bayburt’un taş sokakları, Çoruh’un sesi ve insanlarının sıcaklığı içimde bir yer etti.
Bugün dönüp bakınca diyorum ki: “İyi ki gelmişim.”
Babam vefat ettikten yıllar sonra İstanbul’a gittiğimde babamın bir arkadaşıyla karşılaştım. Bana dönüp, “Senin gidişin babana çok koymuştu. Sana çok düşkündü,” dediğinde içim burkuldu.
________________________________________
Bir Şampiyonun Haberi
Bir sabah mesai arasında biri, gülümseyerek odama geldi:
“Bizim Tuncay Başaran var, dünya bilek güreşi şampiyonu!”
O anda içimde bir kıvılcım çaktı.
Bayburt’un mütevazı sokaklarından çıkmış bir dünya şampiyonu!
Bu hikâye anlatılmalıydı.
Yıllardır dergilere yazı yazan biri olarak içimden geçen tek şey şuydu:
“Bu sadece bir başarı öyküsü değil, bir memleketin gururudur.”
________________________________________
Haber 69 Dergisi’ne Uzanan Yollar
O sıralar İstanbul’da yayın hayatını sürdüren Haber 69 Dergisi ile irtibatım sürüyordu.
Derginin sahibi Remzi Kırık, babam Mustafa Ahıskalıoğlu’nun eski dostuydu. Avrupa’da — özellikle Almanya ve Fransa’da — çok sayıda abonesi bulunan dergi, hem Türkiye’den hem gurbetten sesleri sayfalarına taşıyordu.
İstanbul’dayken, 2007 Fenerbahçe İş Adamları Derneği Sosyal Tesisleri Müdürü olarak görev yapıyor, (2004 – 2008) yıllarında, aynı zamanda Fenerbahçe Dernek Dergisi’nde maç yorumları ve mizah yazıları yazıyordum.
Remzi Abi sık sık gelir, “Babanın folklor yazılarına okurlar bayılıyor,” derdi.
Babam, Bayburt’un türkülerini, halk hikâyelerini satırlara döken bir gönül insanıydı.
Bayburt’a döndüğümde Remzi Abi aradı:
“Naci, sen artık Bayburt’tasın. Derginin Bayburt temsilcisi sensin.”
Baba dostunun bu sözüne sadece şunu diyebildim:
“Başım üstüne.”
Ve böylece, ilk röportajımı Dünya Şampiyonu Tuncay Başaran ile yaptım.
________________________________________
O Gün, O Kare
Bir hafta sonu, röportaj günü…
Bayburt Belediyesi’nin sade ama sıcacık bir odasında buluştuk.
Tuncay kardeşim, üç kupasını dizlerinin önüne koymuştu.
Ben defterimi açtım, sorularımı sıraladım.
Bir yanda tevazu, bir yanda büyük bir başarı…
Fotoğraf makinesinin “klik” sesiyle o an ölümsüzleşti.
Yıllar sonra belediye arşivinden o fotoğrafı Burhan Okumuş bulup gönderdiğinde, 17 yıl geriye gittim.
O günkü havayı, o anın kokusunu, o sessiz gururu yeniden yaşadım.
“Bir masa, iki insan, üç kupa…
Ama o gün, aslında kendi hikâyemin ilk satırlarını yazıyordum.”
________________________________________
Bir Tesadüf, Bir Tevafuk
O kareye bugün baktığımda fark ettiğim zarif bir detay var.
Babam Bayburt’tan İstanbul’a göç ettiğinde 40 yaşındaydı.
Yıl 1978.
Ben o zaman 10 yaşındaydım.
Yıllar sonra, ben İstanbul’dan Bayburt’a döndüğümde 40 yaşındaydım.
Yıl 2008.
Oğlum Safa ise 10 yaşındaydı.
Bir kuşaktan diğerine uzanan sessiz bir döngü…
Bir yolculuk bitiyor, diğeri başlıyordu.
Tesadüf müydü, tevafuk muydu bilinmez; ama ben o an, hayatın içindeki ilahi dengeyi hissettim.
________________________________________
Bayburt’un Kalbine Yazılan Satırlar
Bayburt’a döndüğüm ilk yıllar, her şey biraz yabancıydı.
Ama sonra Çoruh kıyısında içtiğim bir çay, birkaç dostun içten sohbeti içimdeki yabancılığı eritmeye başladı.
Zamanla yüzler tanıdıklaştı, şehir kucak açtı.
Kısa sürede radyo programları yapmaya, dergide yazılar yazmaya başladım.
Belki de iletişimim, sahne sunumlarım, mizah yönüm ve insanlarla kurduğum dostane bağlar sayesinde, belki de sosyal medyayı iyi kullanan biri olarak Bayburt’un en tanınan simalarından biri oldum.
Tuncay Başaran’la dostluğumuz o gün başladı; hâlâ ilk günkü sıcaklığıyla sürüyor.
O röportaj sadece bir haber değildi —
bir dönüm noktasıydı.
Kalbimin ve kalemimin memleketle buluştuğu,
akrabalarıma, dayılarıma, halalarıma, teyzelerime, kuzenlerime ve çocukluktan kalan az sayıdaki arkadaşlarıma,
köklerime yeniden sarıldığım bir andı.
________________________________________
Son Söz
Bugün o fotoğrafa her baktığımda;
babamı, çocukluğumu, Bayburt’un türkülerini ve o mütevazı odada başlayan büyük hikâyeyi hatırlıyorum.
Benim Bayburt'a gelmeme sebep olan dayım İsmail Saka ve Belediye Başkan Yardımcısı Muammer Bağlar'a dua ediyor, can sağlığı diliyorum. Minnettarım.
On yıl çalışıp 2018’de emekli olduğum Bayburt Belediyesi’ni, başkanlarımı, dostlarımı, mesai arkadaşlarımı,
ve o kareyi bana yeniden yaşatan değerli kardeşim Burhan Okumuş’u minnetle anıyorum.
Üç kupa, iki dost, bir şehir...
Ama içinde bir ömrün özü gizli o fotoğrafta.
Son Söz
Bugün o fotoğrafa her baktığımda;
babamı, çocukluğumu, Bayburt’un türkülerini ve o mütevazı odada başlayan büyük hikâyeyi hatırlıyorum.
On yıl çalışıp 2018’de emekli olduğum Bayburt Belediyesi’ni, başkanlarımı, dostlarımı, mesai arkadaşlarımı,
ve o kareyi bana yeniden yaşatan Burhan Okumuş’u minnetle anıyorum.
Üç kupa, iki dost, bir şehir...
Ama içinde bir ömrün özü gizli o fotoğraft
Fotoğraf: Bayburt Belediyesi Arşivi – Basın Birimi / Burhan Okumuş
Tarih: 18 Şubat 2008
Kişiler: Tuncay Başaran & Naci Ahıskalıoğlu
Yayın: Haber 69 Dergisi – Bayburt Rehberi Sitesi https://www.bayburtrehberi.com/roportaj/tuncay-basaran/tuncay-basaran
Bayburt Anıları Serisi