Ben, hatırlayamasam da, Bayburt’un eski sokaklarında, taş duvarların gölgesinde, çocukların şen kahkahalarının yankılandığı yıllarda Haris Aksoy’un şekerci dükkânı varmış. Hastane Caddesi’nde, marangozlar çarşısının tam ortasında… O dükkân sadece şekerin, lokumun satıldığı bir yer değil, mahallenin buluşma noktasıymış. Haris Emi, Daha sonra Ulu Cami’nin yakınında, Durulmuş Mobilya’nın karşısında açtığı bakkal dükkânı ise Aksoy ailesinin yeni mekânı olmuş. İşte Yaşar Aksoy’un çocukluğu ve gençliği de bu dükkânların arasında, şeker tadında, insan sıcaklığında geçmiş.
Annesi Zennure hanım, babası Haris bey… Abileri İsmet Aksoy ve “Didi” lakabıyla bilinen Hikmet Aksoy. Aile kalabalık, köklü ve Bayburt’un esnaflık damarına işlemiş bir aile. Yeğenleri Fikret Aksoy, Bayburt esnaflarının tanınmış simalarından biri olmanın yanında bir dönem Kızılay Bayburt Şube Başkanlığı da yapmıştı. Kayınpederi rahmetli Memduh Kuyumcu, kayınbiraderi Mustafa Kuyumcu ise Camikebir Mahallesi’nin eski muhtarı ve saygın esnaflarındandır.
Yaşar Aksoy’un hayatında süt kardeşliğin de özel bir yeri vardı. Abisi Didi Hikmet, Mustafa Ahıskalıoğlu (babam) ile süt kardeşti. Yaşar abi ise amcam Bekir Ahıskalıoğlu ile aynı bağı taşıyordu. Bu dostluk bağı, kan bağından öte bir kardeşlik bağıydı; yıllar geçse de eskimeyen, aksine zamanla daha da kuvvetlenen bir bağ…
DEV CÜSSELİ BİR FUTBOLCU MİZAH DOLU BİR YÜREK
Yaşar Aksoy’u tanıyan herkes onun cüssesinden önce gülüşünü, sempatikliğini hatırlar. Güçlü fiziğinin altında ince bir kalp, tertemiz bir yürek saklı. Sohbetleri, anlattığı hikâyeleri, yaptığı esprilerle girdiği her ortamda etrafını kahkahaya boğar. Sempatikliği ve arkadaş canlılığıyla dost çevresinde ayrı bir yeri vardır.
Şeyhhiran Mahallesi’nin delikanlısı olan Yaşar abi, Bayburt Kurtuluş Spor’un efsane futbolcularındandı. Sahada dev cüssesiyle fırtınalar estirir, rakiplerine korku salardı. Bayburt’un futbol tarihine iz bırakmış bu genç, zamanla bankacılık mesleğine yönelmiş, Bayburt’ta görev yapmış, ardından hayat yolculuğu onu Gölcük’e götürmüştür. Fakat Bayburt sevgisi, memleket bağları hiçbir zaman kopmamıştır.
FENERLİLERİ KIZDIRAN BİR GALATASARAYLI, BİR BAYBURTLU
Yaşar Aksoy’un spor sevgisi sadece sahalarda futbol oynamakla kalmadı; taraftarlık yönüyle de kendini gösterdi. İyi bir Galatasaraylıydır. Fenerbahçelilerle girdiği tatlı atışmalar hâlâ anlatılır. Bayburt’a her gelişinde soluğu dayılarım Seddar ve Osman Saka’nın kuaför dükkânında alır. Seddar dayımla sıkı bir dostlukları vardır. Bir araya geldiklerinde anlattıkları hatıralar, yaptıkları şakalarla dükkân kahkahadan yıkılırdı. Dinleyenler gülmekten kırılır, etraflarında her daim kalabalık toplanır.
ÇOCUKLUĞUMDAN HATIRLAR
Benim için de Yaşar abi, sadece büyüklerimin arkadaşı değil; çocukluğumun hatıralarına sinmiş bir figürdü. 1974–1976 yıllarında, Ulu Cami karşısında marangoz rahmetli Hakkı Kodanoğlu’nun binası, Hanecioğlu’nun evi, Laz Bakı’nın marangoz atölyesi, (şimdiki Bebekon)’un karşısındaki eski ahşap bina. İşte o yıllarda babamın atölyesi o, ahşap binaydı. Oradan yanından Kurtuluş Spor Lokali’ne çıkılırdı. Yaşar abi de sık sık oraya gelir, formasını giyer, antrenmanlara, maçlara katılırdı. Çocuk gözlerimle o dev cüsseli futbolcuyu izlemek ayrı bir heyecandı.
Geçtiğimiz aylarda kayınvalidesinin vefatı dolayısı ile Bayburt’a geldi. 1- 2 ay Bayburt’ta kaldı. O günlerde kendisiyle bol bol sohbet etme fırsatımız oldu. Eski günleri, tatlı hatıraları konuştuk. Şimdi tekrar Gebze’ye dönmüş olsa da gönlümüzün bir köşesinde her daim Bayburtlu Yaşar Aksoy olarak kalmaya devam ediyor.
SEVİLEN BİR İNSAN
Ben ona “abi” diyorum. Aslında yaşça ve konumca “amca” demem gerekir belki ama samimiyetimiz öyle bir noktaya geldi ki “Yaşar abi” demek daha içten, daha sıcak geliyor. Her karşılaştığımızda kucaklaşmamız abi–kardeş gibidir. Allah rızası için, samimiyet için, dostluk için Yaşar abimizi seviyoruz.
O, sadece dev cüsseli bir futbolcu değil; güler yüzü, dostluğu, muhabbeti, Bayburt sevdasıyla hatırlanacak bir insan. Bizim için ise hatıralarımızda yaşayan, gönlümüzde taht kurmuş bir güzel insan…
Yazan ve Fotoğraflar: Naci Ahıskalıoğlu