Yükleniyor... Önceki Sayfaya Geri Dön


1109

Hatıralarımızın Kutluer Konağı: Şimdi Bir Müze


Naci Ahıskalıoğlu
Naci Ahıskalıoğlu
02.08.2025 16:27:54 Hatıralarımızın Kutluer Konağı: Şimdi Bir Müze

Pönserek’ten, çarşıdan yukarı doğru yürürken, soldaki sokağın içine girince  Tuzcuzade Mahallesi’ndeki (Galer) camisiyle karşılaşırsınız. Caminin yanında sokakta, karşınıza bir konak çıkar. Merdivenlere doğru daralan o eski yolda yürürken, konak sanki sizi tanır gibi bakar.
Kapısı, nice gelene, gidene, kahkahaya, gözyaşına tanıklık etmiş gibi sessizce durur.
Bu, Kutluer Konağı…

Benim içinse sadece bir bina değil, çocukluğumda ve de memlekete gezmeye geldiğimde en sıcak, en saf anılarının saklı olduğu yer.

Bir Ömrün İçinde Bir Konak

Teyzem, eşi ve çocukları… Kutluer ailesi bu konakta bir ömür yaşadı.
Baharda kapı önüne atılan sandalyelerde edilen sohbetler, kış gecelerinde soba başında közlenen patatesler, misafirlerle dolup taşan akşam sofraları…
Her köşesinde dostluğun, komşuluğun, paylaşmanın izi var.

Bir düğün hatırlıyorum…
Teyzemin oğlu Zafer Kutluer, dayımın düğününde sağdıç gecesi yemeği tertiplemişti. O gece oyunlar oynandı, kahkahalar atıldı. Fakat bizim oralarda bazı oyunlar vardır ki “şaka dayağı” onsuz olmaz.
O gece, gülmekten karnımız ağrırken, bir yandan da ben o “şaka dayağı”nın nasibini almıştım.
O an acıtmıştı belki ama bugün gülerek hatırlıyorum.

Konağın Çevresi: Çocukluğumun Haritası

Konağın bir yanında Firidinin Merdivenleri
Çocuk aklıyla Poşaların tazılarından (av köpeği) korkup kaçtığımız, taş basamakları telaşla indiğimiz bir yer.
Diğer yanında Paşaoğlu Çeşmesi… Yazın buz gibi suyuyla dudaklarımızı titreten, mahallenin serin nefesi.
Konağın tam karşıda, Kondolotların tarih kokan Galer Hamamı…Çocukken, babam elimden tutar, birlikte giderdik.
Rahmetli babam, Hamamın sahiplerinden Naci Kondolot ile dosttu. Onu o kadar severdi ki, bana onun adını verdi: Naci.

Hamamdan çıkınca gözüm hep bu konağa kayardı.
Annem, ablam, kardeşimle sık sık uğrardık.
Sobanın üstünde patates közlenirdi. Kokusu mutfağı değil, tüm evi ve mahalleyi sarardı. Dışarda soğukta karlarla oynayan çocuklarda o mis kokulu patateslerden nasibini alırdı.
İçeride güler yüzlü, misafirperver insanlar… Her gelişimde kendimi ait hissettiğim, sıcacık bir yuva. Anneannem ve Büyükbabam ve dayılarımın evi de konağa yakındı. Bir ayağımız konakta, bir ayağımız büyükbabamın evindeydi.

Gıyım Abi, Naile Teyzem, Meşgure Babaanne, Ahmet Dede, Osman, Bini ve Kutluerler

Naile teyzemin eşi Gıyım (Kıyasettin Kutluer), Bayburt’ta herkesin tanıdığı, sevdiği biriydi.
Evin kapısı misafire hep açıktı. Teyzemin yemeği ve çayı hiç eksik olmazdı. Gelen gider, giden gelirdi. Meşgure Babaanne, (rahmetli) torunlarının gözbebeği, evin baş tacıydı.
Kutluerler, Ulu Cami sokağındaki demirci dükkânlarında çalışırdı. Babamın marangoz dükkanına ve evimize yakın olduğu için ve birde dedemin oturduğu cami sokağındaki kahveye yakındı demirci dükkanları. Çocukken o, demirci dükkanına gider, babaları rahmetli Ahmet amca ve 3 oğlu Osman, Gıyım (Gıyasettin) ve Bini (Bünyamin)’in abilerin, ocakta (kömürle ısıtılmış körüklü ateş) demiri kor haline gelene kadar ısıtır, sonra örsün üstünde çekiçle döverek şekillendirmelerini izlerdim.
Yıllarca ürs’ün üzerinde demire şekil verdiler; çekiç sesleri, sokağın nabzıydı.

Mevsimler, Göçler ve Sessizlik

Bizim memlekette kış uzun, yaz kısa olur.
Yaz saman alevi gibi gelir, hemen biter.
Sonbahar yaklaşırken kuşlar göçer, memleket yavaş yavaş sessizleşir.
Bir zamanlar kuşların yuva yaptığı konaklar boşalır. Onları besleyecek insanlar kalmaz.

Taştan evler zor yapılır ama kolay yıkılır.
Ve bir gün, insanlar gibi konaklar da ölür…
Geriye sadece fotoğraflar, anılar, bir de hafızamızda kalan gülüşler kalır.

Bir Mirasın Yeniden Doğuşu

Ama bu konak, yok olup gitmedi.
11 Ekim 2018’de Bayburt Belediyesi tarafından,Mete Memiş döneminde kamulaştırıldı.
Restorasyonu yapıldı, her detayı özenle onarıldı.
Ve 22 Temmuz 2022 Cuma günü, dönemin Bayburt Valisi Cüneyt Epcim, Belediye Başkanı Hükmü Pekmezci ve hemşehrilerimizin katıldığı bir törenle Bayburt Belediyesi Hattat Şair Ahmet Revayi Hüsn-i Hat Müzesi olarak yeniden hayata döndü.

Bugün o kapıdan içeri girdiğimde…
Artık duvarlar sessiz ama ben hâlâ soba üstünde közlenen patatesin kokusunu duyuyorum.
Kahkahalar, çekiç sesleri, çeşmenin su şırıltısı… Hepsi hâlâ kulağımda.
Orası benim için hâlâ bir müze değil…
Büyüdüğüm, sevdiğim, en güzel anılarımı saklayan çocukluk yuvam.

Yazı ve Fotoğraflar: Naci Ahıskalıoğlu

 


Kaynak : Bayburt Rehberi




Adınız