Yükleniyor... Önceki Sayfaya Geri Dön


Kategori : Kültür Sanat
141

Sazları Baksı Müzesinde, Adı Bayburt Üniversitesinde Yaşıyor Mustafa Ahıskalıoğlu Vefatının 17.yılı


MARANGOZ ATÖLYESİNDEN TÜRKÜLERE UZANAN BİR ÖMÜR: VEFATININ 17. YILINDA MUSTAFA AHISKALIOĞLU Bayburt’un unutulmayan sesi Ahıskalıoğlu’nun yüreğinde ve dilindeki türküler yaşamaya devam ediyor.
Admin
Admin
13.10.2026 14:18:39 SAZLARI BAKSI MÜZESİNDE, ADI BAYBURT ÜNİVERSİTESİNDE YAŞIYOR MUSTAFA AHISKALIOĞLU VEFATININ 17.YILI

Bazı insanlar göçüp gider, geride yalnızca hatıralarını bırakır. Bazılarıysa ardında bir şehrin hafızasını, bir milletin ortak ezgilerini ve nesiller boyunca söylenecek türküler bırakır. Mustafa Ahıskalıoğlu, işte o unutulmaz insanlardan biriydi. Bayburt folklorunun önemli isimlerinden, halk müziği bestecisi ve yorumcu Mustafa Ahıskalıoğlu, 13 Ekim 2009’da, 69 yaşında memleketi Bayburt’ta hayata veda etti. Aradan geçen 17 yıla rağmen onun sesi, sazının tellerinden yükselen ezgiler ve türküleriyle yaşamaya devam ediyor. Özellikle Türkiye’nin dört bir yanında bilinen “Kara Basma İz Olur” türküsü, Ahıskalıoğlu’nun adını halkın gönlüne kazıyan eserlerin başında geliyor. Ancak Mustafa Ahıskalıoğlu’nun hikâyesi yalnızca bir türkü hikâyesi değil. Bu, geçim derdiyle marangoz tezgâhının başında çalışan, fırsat buldukça sazına sarılan, karşılık beklemeden memleketinin kültürüne hizmet eden ve ömrünün sonuna kadar türkülerini sahiplenmekten vazgeçmeyen bir Anadolu insanının hikâyesi. Bir elinde rende, diğerinde saz; yüreğinde Bayburt sevdası 1940 yılında Bayburt’ta dünyaya gelen Mustafa Ahıskalıoğlu, çalışma hayatına genç yaşta marangozlukla başladı. Ahşaba şekil veren elleri, zamanla Bayburt’un ezgilerine de biçim verdi. Marangozluk onun geçim kapısıydı; müzik ise ömrü boyunca yüreğinde taşıdığı sevdası… Müziğin bir geçim kaynağı olmaktan çok gönül işi kabul edildiği yıllarda Ahıskalıoğlu, ailesinin rızkını marangozluk mesleğinden kazandı. Sanatından maddi kazanç sağlamayı öncelemeden, yöresinin türkülerini yaşatmaya çalıştı. Onu yakından tanıyanların hafızasında, atölyesinde çalışan bir usta ile sazına sarılan bir sanatçı aynı kişide buluşur. Bir tarafta ahşabın kokusu, diğer tarafta türkülerin içli sesi vardı. Yıllar önce Mustafa Ahıskalıoğlu hayattayken, İstanbul'da ikamet ettiği yıllarda ulusal bir dergide yayımlanan röportajda, gazeteci Kürşat Okutmuş’un ifadesiyle Ahıskalıoğlu, “marangoz atölyesinden vakit buldukça mızrabına sarılan türkü gibi bir hikâyenin aktörüydü.” Bu hikâyenin en dokunaklı tarafıysa geçimini el emeğiyle sağlarken gönül zenginliğinden hiçbir zaman vazgeçmemesiydi. “Kara Basma İz Olur”: Bir türkünün doğuşu, bir ustanın ölümsüzlüğü Mustafa Ahıskalıoğlu’nun adı anıldığında, Türkiye’nin pek çok yerinde aynı ezgi hatırlanıyor: “Kara basma iz olur, Güzellerde naz olur…” Oğlu Naci Ahıskalıoğlu ile gazeteci Murat Okutmuş’un yaptığı söyleşide de bu hayatın izleri, Ahıskalıoğlu’nun vefatından yıllar sonra ayrıntılarıyla anlatıldı. Oğlu Naci Ahıskalıoğlu’nun aktardığı hikâyeye göre sanatçı, 1963 yılında bu eser üzerinde çalışırken TRT repertuvarına kabul edilmesi için iki kez, iki farklı sözle girişimde bulundu. Bir Erzurum yolculuğu sırasında konakladığı otelde, yağan karın üzerinde yürüyen bir kedinin bıraktığı ayak izlerinden ilham aldı. Sözlerini kısa sürede yeniden şekillendirdi ve hafızalara kazınacak türkünün üçüncü denemesinde hikâyesine yeni bir sayfa ekledi: “Kara Bastı İzi Kaldı.” Yıllar içinde dilden dile yayılan eser, yalnızca Bayburt’un değil, Türkiye’nin ortak müzik hafızasının da bir parçası hâline geldi. Türkünün farklı ortamlarda, düğünlerde, müzik programlarında ve toplu etkinliklerde söylenmesi, Ahıskalıoğlu’nun sanatının ne kadar geniş bir alana ulaştığını gösterdi. Ancak onun müzik dünyası yalnızca neşeli ve hareketli ezgilerden ibaret değildi. “Hep Esirler Geldi” gibi eserlerinde ayrılığın, hasretin ve evlat acısının izleri hissediliyordu. Bazı türküleri, dinleyenlerin yüreğinde derin bir sızı bırakıyordu. Ahıskalıoğlu’nun eserlerinde bazen bir sevdanın heyecanı, bazen bir annenin gözyaşı, bazen de memleketin geçmişten bugüne taşıdığı ortak hatıralar vardı. 25 eserlik miras: Bayburt’un sesini geleceğe taşıdı Mustafa Ahıskalıoğlu’nun TRT ve MESAM repertuvarlarında kayıtlı 25 eseri bulunuyor. “Kara Basma İz Olur”, “Tiliko”, “Al Yeşil Giyinmiş Sunalar”, “Küp Dibinde Pastırma (Mavilim)”, “Mendilinde Kar Getir”, “Hacı Bey Beylerin Beyi”, “Ulu Cami Direk İster”, “Hükümetin Kapıları Burmalı” ve “Kalenin Ardı Bostan” bu mirasın öne çıkan eserleri arasında yer alıyor. Ahıskalıoğlu’nun kültürel mirası, yalnızca kendi besteleriyle sınırlı değildi. O, Bayburt türkülerinin unutulmaması, doğru bilinmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması için de mücadele etti. Hayatının son döneminde dile getirdiği “Türkülerinize sahip çıkın” sözü, bugün ailesi ve Bayburt kültürüne gönül verenler için bir vasiyet niteliği taşıyor. Çünkü bazı miraslar kasalarda saklanmaz; bir sazın telinde, bir türkünün sözünde ve onu dinleyen insanların hafızasında yaşar. SAZLARI BAKSI MÜZESİNDE, ADI BAYBURT ÜNİVERSİTESİNDE YAŞIYOR Mustafa Ahıskalıoğlu’nun kültürel mirası, zaman içerisinde farklı kurumların çalışmalarıyla da yaşatılmaya devam etti. BAKSI MÜZESİ Sanatçının iki sazı, Bayburt’un kültürel değerlerini uluslararası alanda tanıtan Profosör Doktor Hüsamettin Koçan'ın Baksı Müzesi’nde sergileniyor. Bir zamanlar ustanın ellerinde türkülere eşlik eden sazlar, bugün ziyaretçilere onun sanat yolculuğunu hatırlatan kıymetli hatıralar arasında bulunuyor. BAYBURT ÜNİVERSİTESİ Bayburt Üniversitesi de 2024 yılının başlarında Bayburt Üniversitesi Rektörü Profosör Doktor Mutlu Türkmen'in oluru ve öğretim görevlisi Doktor Zafer Eren'in çalışmalar ile Müzik Bölümü’ndeki bir sınıfa Mustafa Ahıskalıoğlu’nun adını verdi. Ardından müzik bölümü akademisyeni öğretim görevlisi Mustafa Budak ve öğrencileri tarafından sanatçıyı anmak amacıyla uzun hummalı çalışmalar sonunda bir program düzenlendi. Böylece Ahıskalıoğlu’nun adı, yalnızca geçmişin hatıralarında değil, müzik eğitimi alan gençlerin yetiştiği bir ortamda da yaşamaya başladı. Sanatçının hayatının ve eserlerinin akademik açıdan incelenmesi de bu mirasın korunması adına önemli bir adım oldu. Bayburt Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Uğur Doğan ile Dr. Öğr. Üyesi Zafer Eren’in hazırladığı “Bayburtlu Mahalli Sanatçı Mustafa Ahıskalıoğlu: Yaşamı ve Sanatçı Kimliği” başlıklı çalışma, 2024 yılında The Journal of Academic Social Science (ASOS Journal) dergisinde yayımlandı. Çalışmada Naci Ahıskalıoğlu ile yapılan görüşmeden yararlanıldı; sanatçının eserleri incelendi ve notaya alındı. Böylece Mustafa Ahıskalıoğlu’nun hayatı ve müzikal kimliği, kişisel hatıraların ötesine taşınarak akademik kayıtlara da girdi. Ödüllerle taçlanan bir ömür, unutulmayan bir vefa Mustafa Ahıskalıoğlu’nun Bayburt kültürüne yaptığı katkılar, çeşitli dernekler ve kültür kuruluşları tarafından da takdir edildi. 2012 yılında Bayburt Uluslararası Sanatçılar Derneği tarafından “Emeğe Saygı Onur Ödülü”ne layık görüldü. 2016 yılında Bayburt Bilim Eğitim ve Kültür Derneği tarafından onur ödülüyle anıldı. Aynı yıl Bayburt Tarih-Kültür ve Edebiyat Derneği de sanatçının hatırasını yaşatmak amacıyla bir kültür programı düzenledi. 2022 yılında İstanbul Bahçelievler Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Şair Zihni Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında da Mustafa Ahıskalıoğlu’na “Ustaya Saygı Ödülü” verildi. Bu ödüller, bir ömrün karşılığı olan hatıraların ve kültürel emeğin toplum tarafından unutulmadığının göstergeleri oldu. Bir oğlun yüreğinde hiç dinmeyen hasret Bütün bu çalışmalar, ödüller, akademik araştırmalar ve anma programları, Mustafa Ahıskalıoğlu’nun kültürel mirasının yaşatılması açısından büyük önem taşıyor. Fakat bir insanın ardından geçen yılların gerçek anlamı, geride bıraktığı evladının yüreğinde saklıdır. Mustafa Ahıskalıoğlu yalnızca Bayburt’un tanınmış bir sanatçısı, bestekârı ya da marangoz ustası değildir. O, bir babadır. Çocuklarının rızkını kazanmak için çalışan, hayatın yükünü omuzlayan, memleketine ve kültürüne bağlı yaşayan bir babadır. Bir yanda ülkenin dört bir yanında söylenen türküler, diğer yanda evde, ailede ve hatıralarda yaşayan bir baba… Aradan geçen 17 yıl, bir evladın özlemini azaltmaya yetmiyor. Babasının adını yaşatmak, eserlerini hatırlatmak ve onun yıllar önce bıraktığı nasihati yeni kuşaklara ulaştırmak, Naci Ahıskalıoğlu için aynı zamanda bir vefa borcu olmuş. Çünkü insan bazen babasını bir fotoğrafta arar, bazen eski bir hatırada, bazen de bir türkünün ilk notalarında… Ve bazı türküler vardır ki dinlerken yalnızca bir sanatçıyı değil, artık aramızda olmayan bir babayı da hatırlarsınız. Bayburt’tan yükselen ses, Türkiye’nin hafızasında Mustafa Ahıskalıoğlu, 13 Ekim 2009’da hayata gözlerini yumdu. Ancak eserleri, Bayburt’un kültürel hafızasında ve Türkiye’nin ortak müzik mirasında yaşamayı sürdürdü. O, marangozlukla ailesini geçindiren, sazıyla memleketini anlatan, kendi eserleri kadar yöresinin türkülerine de sahip çıkan bir kültür emekçisiydi. Onun hikâyesi, sanatın yalnızca şöhretle ve maddi kazançla ölçülemeyeceğini; bazen en büyük zenginliğin geride bırakılan eserler ve insanların gönlünde kazanılan yer olduğunu hatırlatıyor. Bugün Bayburt’un dağlarında, sokaklarında, düğünlerinde ve muhabbet meclislerinde onun ezgileri duyuluyorsa bir usta hâlâ yaşıyor demektir. Mustafa Ahıskalıoğlu’nun ardından geriye yalnızca 25 eser değil, bir şehrin sesi, bir kültürün hafızası ve evladına emanet ettiği büyük bir vefa mirası kaldı. Vefatının 17. yıl dönümünde Bayburt folklorunun unutulmaz ismi, halk müziği bestecisi, yorumcu ve marangoz ustası Mustafa Ahıskalıoğlu’nu rahmet, minnet ve özlemle anıyoruz. Ruhu şad, mekânı cennet olsun. HABER 2 MARANGOZ MUSTAFA USTA’DAN MERDİVENCİ MUSTAFA USTA’YA: BAYBURT’TAN, İSTANBUL BAHÇELİEVLER VE ŞİRİNEVLER'E UZANAN BİR ÖMÜR, BİR SELDE KAYBOLAN HATIRALAR Bir ömür ahşaba şekil verdi, türkülere can kattı. İstanbul’da nice evin merdivenlerini yaptı, nice insanın derdine ortak oldu. Fakat bir temmuz gecesi gelen sel, yalnızca atölyesini değil, yıllar boyunca biriktirdiği hatıralarını da alıp götürdü. Geriye ise silinmeyen bir isim, dillerden düşmeyen türküler ve yeniden ayağa kalkmak için mücadele eden bir ustanın hikâyesi kaldı. Bazı insanlar yaşadıkları mahallelerde yalnızca esnaflıklarıyla değil, karakterleriyle, bilgileriyle, gönül zenginlikleriyle iz bırakırlar. Onlar için dükkânları sadece para kazandıkları yerler değildir; kapısından dostların girdiği, dertlerin konuşulduğu, akıl danışıldığı, hayatın paylaşıldığı birer gönül kapısıdır. Mustafa Ahıskalıoğlu, Bahçelievler ve Şirinevler’de yaşayanların hafızasında böyle bir isimdi. Kimileri onu Marangoz Mustafa Usta diye tanıyordu. Kimileri yaptığı birbirinden güzel ahşap merdivenlerle Merdivenci Mustafa Usta olarak biliyordu. Kimileri ise bir işin içinden çıkamadığında, ailevi bir meseleyle karşılaştığında ya da hayatın yükü ağır geldiğinde kapısını çaldığı, sohbetinden istifade ettiği bilge bir Anadolu insanı olarak hatırlıyordu. Onun hayatı, bir mesleğin ustalığından çok daha fazlasını anlatıyordu. Bu, çalışarak ayakta kalmanın, kaybettikten sonra yeniden başlamanın, memleket sevgisinden vazgeçmemenin ve bütün zorluklara rağmen insanlığını korumanın hikâyesiydi. Bayburt’ta başlayan bir ömür, ahşapla kurulan bir bağ 1940 yılında Bayburt’un Camii Kebir Mahallesi’nde dünyaya geldi Mustafa Ahıskalıoğlu. Hayatın kendisine sunduğu imkânlar sınırlıydı. İlkokulu tamamlayamamanın burukluğu, içinde yıllarca taşıdığı bir eksiklik olarak kaldı. Fakat o eksikliği gidermek için başka bir yol buldu: Okumak, öğrenmek, araştırmak… Kitaplara ve gazetelere merak sardı. Bulmaca çözmeyi sevdi. Matematikteki becerisi, resme olan ilgisi ve ahşap üzerine yaptığı çizimler, onun yalnızca el emeğiyle çalışan bir usta olmadığını gösteriyordu. İnşaat işlerinden anlar, ölçü hesaplarını titizlikle yapar, tasarladığı bir işi zihninde canlandırıp sonra ahşaba aktarırdı. Henüz 14 yaşındayken, 1954 yılında marangozluk mesleğine adım attı. Bayburt’ta kurduğu LİDER Marangoz Atölyesi, zamanla yalnızca geçimini sağladığı bir iş yeri değil, nice insanın yetiştiği bir emek ocağı hâline geldi. Aynı yaşlarda, Bayburt’un kurtuluş yıl dönümü olan 21 Şubat dolayısıyla düzenlenen Kurtuluş Gecesi’nde ilk kez sahneye çıktı. O gece eline aldığı bağlama, hayatının diğer yarısı olacaktı. Bir tarafta marangoz tezgâhı, diğer tarafta sazın telleri… Bir tarafta ailesinin geçimini sağlama sorumluluğu, diğer tarafta Bayburt’un türkülerini yaşatma sevdası… Mustafa Usta, hayatı boyunca bu iki dünyanın arasında yürüdü. Geçimini marangozluktan kazandı, gönlünü ise türkülere verdi. 1962 yılında, askerlik dönüşünde ilk eseri “Mendilinde Kar Getir” türküsünü TRT İstanbul Radyosuna sundu. Bir yıl sonra, bugün Türkiye’nin dört bir yanında bilinen “Kara Basma İz Olur” türküsüyle müzik tarihindeki yerini aldı. Bir gün İstanbul’da bir mahallenin esnafı olarak tanınacak bu adam, aslında çoktan Bayburt’un sesini memleket sınırlarının ötesine taşımaya başlamıştı. 1978: İstanbul’a göç ve yeniden başlama mücadelesi 1978 yılında Mustafa Ahıskalıoğlu ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. Yeni hayatının adresi Bahçelievler, Şirinevler oldu. İstanbul’a ilk geldiğinde marangozluk mesleğinin yanında inşaat işlerine de yöneldi. Yapılar yaptı, geleceğe dair hayaller kurdu. Fakat dönemin ekonomik koşulları, yaşanan devalüasyon ve 12 Eylül 1980 darbesinin ardından ağırlaşan şartlar, onu büyük bir maddi kayıpla karşı karşıya bıraktı. İflas etti. İnsan bazen yıllarca emek vererek kurduğu düzeni bir anda kaybedebilir. Fakat asıl mesele, o kayıptan sonra ne yapacağıdır. Mustafa Ahıskalıoğlu, yeniden marangoz tezgâhının başına geçti. Ne mesleğinden vazgeçti ne de hayat karşısında teslim oldu. Bir zamanlar inşaat işlerinden kazandığını kaybetmişti; şimdi elindeki en sağlam sermayesine, ustalığına sarılıyordu. İstanbul’da ona iş verenler arasında Gümüşhaneli müteahhitler de vardı. Şirinevler’de ve çevresinde yaptığı işlerle yeniden tanınmaya başladı. Zamanla sıradan marangozluk işlerinin ötesine geçti ve kendine özgü tasarımlarıyla farklı bir alanda uzmanlaştı. Onun hikâyesinde, her kaybın ardından yeniden kurulmuş bir hayat vardı. Fakat ilerleyen yıllarda, hayatın ona hazırladığı en ağır sınavlardan birinin henüz yaşanmadığından haberi yoktu. Şirinevler’de bir isim: Merdivenci Mustafa Usta İstanbul yılları ilerledikçe Mustafa Ahıskalıoğlu’nun ustalığı da farklı bir boyut kazandı. Özellikle İstanbul’un birçok seçkin semtinde yapılan lüks konutların dubleks ve tripleks dairelerinde çalıştı. Ahşap merdivenler, kamelyalar, pergolalar ve bina merdiven çıkışlarında kullanılan tırabzanlar yaptı. Merdivenlerin çıkışlarına uyguladığı, kendi tasarımı olan ahşap küpeştelerle dikkat çekti. Ahşabın damarını tanıyan, ölçünün en küçük ayrıntısını hesaplayan, elindeki malzemeyi yalnızca işlemekle kalmayıp ona estetik kazandıran bir ustaydı. Bir merdiven, onun için yalnızca iki katı birbirine bağlayan bir yapı değildi. Her basamağın ölçüsü, her dönüşün açısı, her küpeştenin kıvrımı ayrı bir hesap ve emek gerektiriyordu. İşte bu titizlik, onun adını İstanbul’un farklı semtlerine taşıdı. Şirinevler’de Marangoz Mustafa Usta diye tanınan adam, yaptığı özel merdivenlerle artık Merdivenci Mustafa Usta olarak da anılmaya başlamıştı. Mesleki ünü, yaşadığı mahallenin sınırlarını aşmıştı. Yıllarca emek verdiği ahşap, onun imzası olmuştu. Ancak Mustafa Usta’yı yalnızca yaptığı merdivenlerle anlatmak, onu eksik tanımak olurdu. Çünkü onun asıl farkı, elindeki ustalığı insanlara karşılıksız iyilik yapmaktan ayırmamasıydı. Atölyesi yalnızca iş yeri değil, bir danışma kapısıydı Şirinevler’deki atölyesi, zamanla mahallenin tanıdık buluşma noktalarından biri hâline geldi. İnsanlar ona yalnızca yaptıracakları bir dolap, merdiven ya da ahşap iş için uğramazdı. Sohbet etmek, fikir almak, bir meseleyi danışmak için de kapısını çalarlardı. Kimi işinde karşılaştığı bir sorunu anlatırdı. Kimi ailevi bir sıkıntısını paylaşırdı. Kimi de hayatın içinde çözüm bulamadığı bir mesele için onun düşüncesine başvururdu. Mustafa Usta dinlemeyi bilen bir insandı. Konuşurken ölçülü, düşünürken dikkatliydi. Matematik bilgisi, inşaat tecrübesi, hayata dair gözlemleri ve yıllar içinde edindiği deneyim, sohbetlerine ayrı bir derinlik katardı. İlkokulu bitirememiş olmanın burukluğunu içinde taşımasına rağmen kendisini okumaktan ve öğrenmekten mahrum bırakmamıştı. Belki de bu yüzden hayatı boyunca bilgiye ayrı bir değer verdi. Gazete okur, kitaplarla ilgilenir, bulmacalar çözerdi. Bir çizime bakarak ölçüleri hesaplayabilir, bir yapının ayrıntıları üzerine uzun uzun düşünebilirdi. İnsanların ona danışmasının nedeni yalnızca ustalığı değildi. Bilgisini paylaşmaktan kaçınmaması, karşısındakini dinlemesi ve hayat tecrübesini samimiyetle aktarmasıydı. Bazı insanların kapısı iş için çalınır, işi bitince bir daha hatırlanmaz. Bazı insanların kapısıysa insanın başı sıkıştığında yeniden çalınır. Mustafa Usta, ikinci türden insanlardandı. Sazı, şiirleri ve hiç dinmeyen Bayburt sevdası İstanbul’da geçirdiği uzun yıllar boyunca Mustafa Ahıskalıoğlu’nun gönlü Bayburt’tan hiç kopmadı. Günün yorgunluğu sona erdiğinde bağlamasına sarılır, türkü söylerdi. Zaman buldukça şiirler yazardı. Bazen bir ezgiye dönüşecek sözleri düşünür, bazen de geçmişin hatıralarıyla baş başa kalırdı. Onun hayatında sanat, para kazanmak için seçilmiş bir meslek değildi. Ailesinin rızkını marangozlukla sağladı; türkülerini ise bir gönül borcu olarak yaşattı. TRT ve MESAM repertuvarlarında kayıtlı 25 eseri, bu emeğin somut mirasıdır. “Kara Basma İz Olur”, “Mendilinde Kar Getir”, “Tiliko”, “Al Yeşil Giyinmiş Sunalar”, “Küp Dibinde Pastırma”, “Hacı Bey Beylerin Beyi”, “Ulu Cami Direk İster”, “Hükümetin Kapıları Burmalı” ve “Kalenin Ardı Bostan” bu mirasın öne çıkan eserlerindendir. Üstelik onun kültür hizmeti yalnızca kendi eserleriyle sınırlı değildi. Bayburt folklorunun yaşatılması, yöresinin türkülerinin doğru öğrenilmesi ve genç kuşaklara aktarılması için de çaba gösterdi. Fakat bütün bu emeklerin yanında, onun için çok kıymetli olan bir dünya daha vardı: Yıllarca biriktirdiği fotoğraflar, belgeler, şiirler ve müzik kayıtları… Geçmişin izlerini kaybetmemek için sakladığı hatıralar… Bir gün hepsinin bir temmuz gecesinde sular altında kalacağını kim bilebilirdi? Temmuz 1992: Şirinevler’i vuran sel, bir ömrün hatıralarını da götürdü 1992 yılının temmuz ayı… Şirinevler’de mevsimin olağan akışını bozan şiddetli yağışın ardından sel felaketi yaşandı. Sular Mustafa Usta’nın marangoz atölyesini bastı. Yıllarca alın teriyle kazandığı makineler, el aletleri, yaptığı mobilyalar ve ahşap işler zarar gördü. Geçimini sağladığı atölyesi, yeniden ayağa kalkabilmek için tutunduğu mesleki birikimi ağır bir darbe aldı. Fakat kayıp yalnızca makinelerden ve işlerden ibaret değildi. Atölyenin yazıhanesinde sakladığı TRT yazışmaları, sanat hayatına dair belgeleri, şiirleri, bestelediği ve teybe kaydettiği türküler, Bayburt folkloruyla ilgili biriktirdiği materyaller ve çok sevdiği fotoğraf arşivi de suların altında kaldı. O fotoğraflar, belki bir zamanlar aynı sofrada oturduğu dostların yüzleriydi. Belgeler, yıllarını verdiği müzik yolculuğunun izleriydi. Şiirler, kimsenin duymadığı iç sesiydi. Kasetler ise bir gün yeniden dinlemek, belki gelecek kuşaklara bırakmak istediği ezgileri taşıyordu. Bir insanın ömrü boyunca biriktirdiği hatıralar, bazen birkaç saat içinde yok olabilir. Mustafa Usta için o sel, yalnızca bir iş yerinin su altında kalması değildi. Ahşaba verdiği emeğin, yıllarca koruduğu belgelerin, sanat hayatına dair kayıtların ve geçmişinden kalan pek çok izinin kaybıydı. Aynı felaketten oğlu Naci Ahıskalıoğlu’nun bilardo salonu ve temizlik ürünleri sattığı iş yeri de etkilendi. Böylece aynı aile, aynı felakette hem geçim kaynaklarını hem de geleceğe dair planlarının önemli bir bölümünü kaybetti. Yıllar önce iflasın ardından marangozluğa dönerek hayatını yeniden kuran Mustafa Usta, bir kez daha sıfırdan başlamak zorundaydı. Bu felaketin üzerinden yıllar geçse de kaybolan fotoğrafların, kasetlerin, şiirlerin ve belgelerin yeri doldurulamadı. Çünkü bazı kayıpların maddi karşılığı hesaplanabilir; fakat bir ömrün hatıralarının karşılığı yoktur. Bayburt Postası ve BAYDER’in yayımladığı anma yazılarında da 1992 yılının temmuz ayında Şirinevler’de yaşanan selin, Mustafa Ahıskalıoğlu’nun marangozhanesine ve yazıhanesinde biriktirdiği kültürel arşive verdiği zarar özellikle anlatılmıştır. Belki de bu hikâyenin en acı tarafı şudur: Bugün bir müzede sergilenen sazlarıyla, akademik çalışmalara konu olan türküleriyle tanıdığımız bu ustanın, günümüze ulaşmayan daha nice kaydı ve eseri vardı. Bir sel, yalnızca bir atölyeyi değil, bir kültür hazinesinin de önemli bir bölümünü alıp götürmüştü. Kaybettiklerinden sonra da çalışmaktan vazgeçmedi Mustafa Ahıskalıoğlu, yaşadığı felaketin ardından yeniden işinin başına geçti. Çünkü hayat, onun önüne ilk kez böyle bir sınav çıkarmıyordu. Daha önce de kaybetmiş, yeniden başlamıştı. Elindeki en büyük güç, mesleğini biliyor olması ve çalışmaktan korkmamasıydı. İstanbul’un farklı semtlerinde yaptığı merdivenler, küpeşteler, kamelyalar ve pergolalarla ustalığını sürdürdü. Onun için ahşap, yalnızca işlenecek bir malzeme değildi. Hayatının büyük bölümünü verdiği, kendisini yeniden ayağa kaldıran bir meslekti. Bütün bu yıllar boyunca sanatını da bırakmadı. Bağlaması, şiirleri ve Bayburt türküleri onunla birlikte yaşamaya devam etti. Şirinevler’de onu tanıyanlar için Mustafa Usta, işini bilen bir esnaftan çok daha fazlasıydı. Geçirdiği zorluklara rağmen ayakta duran, bilgisiyle insanlara yol gösteren, kendi kültürünü unutmayan bir Anadolu ustasıydı. İnsan bazen bir meslekte ustalaşır; bazen de yaşadığı bütün acılara rağmen hayata tutunabilmekte… Mustafa Usta, ikisini de başarmıştı. Bir usta, bir sanatçı ve ardında bıraktığı kültürel miras Mustafa Ahıskalıoğlu’nun İstanbul’daki hayatı sürerken Bayburt’taki sanat mirası da zaman içinde daha geniş çevrelerce tanınmaya başladı. 2012 yılında Bayburt Uluslararası Sanatçılar Derneği tarafından “Emeğe Saygı Onur Ödülü”ne layık görüldü. 2016 yılında Bayburt Bilim Eğitim ve Kültür Derneği tarafından onur ödülüyle anıldı. Aynı yıl Bayburt Tarih-Kültür ve Edebiyat Derneği de onun hatırasını yaşatan bir kültür programı düzenledi. Bu ödüller, yalnızca bir sanatçının eserlerine verilen değer değildi. Ömrünü kendi yöresinin kültürünü yaşatmaya adayan, bunun karşılığında maddi kazanç beklemeyen bir insanın emeğine duyulan saygının da göstergesiydi. 2022 yılında İstanbul Bahçelievler Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi’nde düzenlenen Uluslararası Şair Zihni Kültür Sanat Etkinlikleri kapsamında kendisine “Ustaya Saygı Ödülü” verildi. Bir zamanlar Şirinevler’de marangoz tezgâhının başında çalışan, insanların derdini dinleyen, fırsat buldukça bağlamasını eline alan bu usta; yıllar sonra kültür ve sanat çevrelerinde de saygıyla anılan bir isim hâline gelmişti. Ancak onun için asıl kıymetli olan, belki de bir ödülün ötesinde, türkülerinin yaşamaya devam etmesiydi. 15 Ağustos 2014: Babadan kalan sazlar Baksı Müzesi’nde Mustafa Ahıskalıoğlu’nun vefatından sonra, onun sanat yolculuğuna ait hatıraların korunması ayrı bir anlam kazandı. 15 Ağustos 2014 tarihinde oğlu, babasının kendi elleriyle yaptığı bağlamasını ve elektro sazını, o yıl Avrupa’nın en iyi müzesi seçilen Profosör Doktor Hüsamettin Koçan'ın Bayburt Baksı Müzesi’ne bağışladı. Bir zamanlar Mustafa Usta’nın ellerinde türkülere eşlik eden bu sazlar, artık yalnızca bir ailenin hatırası değildi. Bayburt’un kültürel mirasını gelecek kuşaklara aktaran bir müzenin koleksiyonunda yerlerini aldı. Bu sazların hikâyesinde, bir marangoz ustasının başka bir ustalığı daha vardı: Kendi sazını yapabilmek, ona ses verebilmek ve o sesi bir ömür boyunca memleketinin türkülerine dönüştürebilmek… Atölyesindeki makineler, kasetler ve fotoğraflar selde kaybolmuştu. Fakat kendi elleriyle yaptığı iki saz, onun sanatından geriye kalan somut hatıralar olarak yaşamaya devam etti. Baksı Müzesi’ndeki bu emanetler, ziyaretçilere yalnızca bir müzisyeni değil; emeğiyle yaşayan, ahşapla sanat arasında bir ömür geçiren ve Bayburt sevdasını hiç bırakmayan bir insanı da hatırlatıyor. Bayburt Üniversitesinde yaşayan bir isim Mustafa Ahıskalıoğlu’nun kültürel mirası, 2024 yılının başlarında Bayburt Üniversitesinde atılan bir adımla eğitim hayatına da taşındı. Bayburt Üniversitesi Rektörü Mutlu Türkmen'in oluru ve öğretim görevlisi Doktor Zafer Eren'in çalışmalar ile Müzik Bölümü’ndeki bir sınıfa Mustafa Ahıskalıoğlu’nun adını verdi. Ardından müzik bölümü akademisyeni öğretim görevlisi Mustafa Budak ve öğrencileri tarafından sanatçıyı anmak amacıyla uzun hummalı çalışmalar sonunda bir program düzenlendi. Bu adım, onun adının yalnızca geçmişteki hatıralarda kalmaması bakımından anlamlıydı. Genç müzisyenlerin eğitim aldığı bir ortamda Mustafa Ahıskalıoğlu’nun adının yaşatılması, türkülerin ve yerel kültürün kuşaktan kuşağa aktarılmasına da katkı sağladı. Aynı yıl Bayburt Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Uğur Doğan ve Dr. Öğr. Üyesi Zafer Eren tarafından hazırlanan “Bayburtlu Mahalli Sanatçı Mustafa Ahıskalıoğlu: Yaşamı ve Sanatçı Kimliği” başlıklı çalışma, The Journal of Academic Social Science dergisinde yayımlandı. Çalışmada onun hayatı ve sanatçı kimliği ele alındı; eserleri incelendi ve notaya alındı. Araştırmada aileden aktarılan bilgilerden de yararlanılarak sanatçının Bayburt kültürüne katkıları akademik bir çerçevede değerlendirildi. Böylece yıllarca bir marangoz tezgâhının başında çalışırken türkülerini de yaşatan Mustafa Ahıskalıoğlu’nun hikâyesi, kişisel hatıraların ötesine geçerek akademik kayıtlarda da yerini aldı. Bir zamanlar Şirinevler’de yaptığı ahşap merdivenlerle insanların evlerine iz bırakan usta, şimdi Bayburt’ta gençlerin eğitim aldığı bir sınıfta adıyla yaşamaya devam ediyordu. Son yıllar: Memlekete dönüş İstanbul’da otuz yılı aşkın bir süre geçiren Mustafa Ahıskalıoğlu, 2009 yılında rahatsızlanınca çok sevdiği memleketi Bayburt’a döndü. Uzun yıllar boyunca ekmeğini kazandığı İstanbul’dan ayrılırken ardında atölyesini, dostlarını, mesleki hatıralarını ve yaşadığı mahallenin insanlarıyla kurduğu bağları bırakıyordu. Artık ömrünün son dönemindeydi. Bir zamanlar 14 yaşında sahneye çıktığı, türkülerin peşinden yürümeye başladığı şehre geri dönmüştü. Çocukluğunun, gençliğinin ve kültürel mücadelesinin başladığı Bayburt, son yolculuğundan önceki son durağı oldu. 13 Ekim 2009 tarihinde, 69 yaşında hayata veda etti. Bayburt’un sırtını dayadığı Şehit Osman Dağı’na defnedildi. Bir ömür boyunca ahşaba şekil veren eller dinlenmeye, bağlamanın tellerine hayat veren parmaklar susmaya başladı. Fakat onun sesi, türkülerinde yaşamayı sürdürdü. Bir babanın hatırasından daha fazlası Mustafa Ahıskalıoğlu’nun hayatını yalnızca bir sanatçının biyografisi olarak okumak, hikâyenin en insani tarafını gözden kaçırmak olur. O, ailesinin geçimini sağlamak için çalışan bir babaydı. Hayatın ekonomik sıkıntılarıyla mücadele eden bir esnaftı. Elindeki birikimi kaybettiğinde yeniden işinin başına geçen bir ustaydı. Bir sel felaketinde yıllarca sakladığı belgelerini, şiirlerini ve kayıtlarını yitiren bir insandı. Bütün bunların yanında, insanlara bilgisiyle yardımcı olmayı seven, kitap ve gazetelerle ilgilenen, şiir yazan, bağlama çalan, memleketinin kültürünü yaşatmak için çaba gösteren bir sanatçıydı. İstanbul’da onunla aynı mahallede yaşayanlar için belki bir merdiven ustasıydı; belki bir dost, belki bir ağabey, belki de zor zamanlarda kapısı çalınan bir bilge… Bayburt içinse türküleriyle hafızalara yerleşen bir kültür emekçisiydi. Hayatının farklı dönemleri, farklı isimlerle hatırlanmasını sağladı: Marangoz Mustafa Usta, Merdivenci Mustafa Usta, türküleriyle tanınan Mustafa Ahıskalıoğlu… Aslında bunların hepsi aynı insanı anlatıyordu. Çalışkanlığını mesleğine, sevgisini memleketine, bilgisini insanlara, sesini türkülere veren bir insanı… Bugün Baksı Müzesi’nde sergilenen sazları, Bayburt Üniversitesinde yaşatılan adı, akademik araştırmalara konu olan eserleri ve yıllardır söylenen türküleri, onun geride bıraktığı mirasın farklı parçalarıdır. Şirinevler’de kaybolan fotoğraflar ve kasetler geri getirilemedi. Selin götürdüğü hatıralar yeniden bir araya getirilemedi. Fakat onun hayatından kalan izler, başka insanların hafızalarında, bir müzenin vitrininde, bir üniversitenin sınıfında ve bir türkünün sözlerinde yaşamaya devam ediyor. Belki de bir insanın gerçek mirası tam olarak budur: Kendisinden sonra da başkalarının hayatına dokunabilmek. Bir merdiven ustasının ardında bıraktığı iz Mustafa Ahıskalıoğlu’nun hayatı boyunca yaptığı merdivenleri düşünün… Her biri insanları bir kattan diğerine taşıdı. Kimi evlerin içine, kimi iş yerlerine, kimi de yıllar boyunca sürecek hatıralara uzandı. Fakat onun kendi hayatı, yalnızca merdivenlerden ibaret değildi. Bayburt’tan İstanbul’a, iflastan yeniden ayağa kalkmaya, ustalıktan sanatçılığa, kayıplardan kültürel mirasa uzanan uzun bir yoldu. Bu yolun bir yerinde 1992 yılının temmuz ayında sular altında kalan atölyesi vardı. Bir başka yerinde Baksı Müzesi’ne emanet edilen sazları… Sonunda ise memleketinin toprağına kavuştuğu Bayburt vardı. Şirinevler’de bugün onu hatırlayanlar için belki bir yüz, bir sohbet, bir merdiven ya da eski bir dükkân hatırası kaldı. Bayburt’ta ise onun türkülerini bilenler, bağlamasının sesini hatırlayanlar ve kültür mirasını geleceğe taşımaya çalışanlar var. Bir insanın hayatı sona erebilir. Atölyesi kapanabilir, makineleri susabilir, fotoğrafları kaybolabilir. Ama bazen bir türkü, bütün bunlardan daha uzun yaşar. Mustafa Ahıskalıoğlu’nun hikâyesi de bize bunu hatırlatıyor. O, İstanbul’da ahşaba şekil veren bir ustaydı; Bayburt’ta türkülere can veren bir sanatçıydı. Hayatın bütün zorluklarına rağmen çalışmaktan vazgeçmedi. Bir sel, yılların emeğini ve hatıralarını aldı; fakat onun adını, türkülerini ve insanlarda bıraktığı izleri silemedi. Bugün onun adı bir müzede, bir üniversite sınıfında ve dilden dile dolaşan eserlerinde yaşıyor. Ve belki de onu en iyi anlatan cümle şudur: Bazı ustalar ahşaba merdiven yapar, bazıları türkülere ölümsüzlük… Mustafa Ahıskalıoğlu, ikisini de başaranlardan biriydi.


Kaynak : Bayburt Rehberi




Adınız