Bayburt’un taş sokaklarında yürürken duyulan o is kokusu, yüzyıllardır aynı yerden yükseliyor: tandırdan. O tandırın başında ise ömrünü toprağa, sabra ve ekmeğe adamış bir usta var:
Recai Usta.
Tandır onun için yalnızca ekmeğin piştiği bir ocak değil. Bir evin kalbi, bir mahallenin sesi, bir toplumun ortak hatırası… “Tandırı eskiden kadınlar yapardı, erkeklere çiğnetirlerdi” diye başlıyor söze. Toprakla saman karışır, yoğrulur, ayaklarla ezilir. Sabırla ellerde şekil alır ve yıllara meydan okuyan bir tandıra dönüşür.
Recai Usta, tandırın parçalarını eski dilde tek tek anlatıyor: kulp, hetirceg, egiş, küyle… Unutulmuş kelimelerle birlikte kaybolmaya yüz tutmuş bir kültür de onun dudaklarından yeniden hayata dönüyor. “Tandır başında pişen ekmek sadece karın doyurmaz” diyor. “Kış aylarında üzerine keçe serilir, etrafında toplanılır, sohbetler edilir. Her tandırda ekmekle birlikte insanın duası da pişer.”
Dedelerinden kalan yerinde tam sekiz asırlık bir geçmişin yattığını söylüyor. O geçmiş, tandırın içinde sadece ekmeği değil; insanın sabrını, emeğini ve duasını da saklıyor.
Geçtiğimiz günlerde Bayburt AK Parti Kadın Kolları Başkanı Elif Çil, yönetimi ve Bayburt
Ümit Derneği Başkanı Neslihan Kocabey,
bu köklü geleneğin izini sürerek Recai Usta’yı ziyaret etti. Hem ustanın anlattıklarını dinledi, hem de o sohbeti kayda alarak gelecek nesillere bırakılacak bir belgeye dönüştürdü.
Ve şimdi, tandırın kıyısında pişen ekmekten yükselen sıcaklık, aslında bize bir şey hatırlatıyor:
Kültür, ancak yaşatıldığında var olur.
“Bugün Recai Purutoğlu, Usta”nın ellerinde yoğrulan tandır, yarın bizlerin sorumluluğunda. Çünkü tandır, yalnızca bir sofranın değil; bir milletin ortak hafızasıdır.
YAZAN: NACİ AHISKALIOĞLU