Yükleniyor... Önceki Sayfaya Geri Dön

Şevki Özdemir

Adı ve Soyadı : Şevki Özdemir
Mesleği : Sanatkar
Yazan : Faruk Nafiz Kılıçalan
Tarih :

Recepoğullarından; şehit torunu, dedesi Kop Müdafasında şehit düşen Recep Efendi, babaannesi de Ermeni mezaliminde yararlılıklar göstermiş Gazi bir Nene; Kop Dağında şehit düşen eşinin mübarek naşını bulmak için hala devam eden Top atışlarına rağmen savaş meydanına, mevzilere giren bir kadın. Aksung köyümüzden Mahbube hanım ve onun torunu Şavgı Ustamız, eşraftan olup; memleketimizin tanınan, bilinen asilzade bir ailesin-dendir...

1930 doğumlu, Şingah mahallesinden, sonraları 'Gırbaçoğlu Deresi' mevkiinde yaptırdıkları dükkan'ın üzerinde ikamet etti.. Kardeşi de yine eşraftan tanınan ve

bilinen saygın bir büyüğümüz; Aziz usta.. Onu tanıyanların onun hakkındaki ortak kanaatleri, beyefendi, zeki, kabiliyetli, çelebi; zerafetiyle ve nezaketiyle müsemma, kendini bilen-tevauzu sahibi, ileri görüşlü(feraset sahibi), fevkalede meraklı, temsil kabiliyeti olan, kendini yenileyen ve geliştiren, okuyan ve yazan ve de 'mucid' olduğudur... Kendisiyle kurduğum telefon iletişimi marifetiyle görüşmemizden sonra, bana kendi elyazısıyla 4 sayfa bir mektup göndermiş. 25 Mart 2012 tarihinde...

Şöyle bir girizgâhla başlamış mektubuna: "Yalnız insanlarda değil, zamana göre; bitkiler dahil tüm canlılar Yaratıcısının I lâhi gücüolan her canlının kapasitesi kadar, lutfeden tarafından lutfedilmiş olması herkes tarafından bilinemiyen bilinmiyen varlıklarında bu halet-i ruhiyyeyi açığa çıkarma kapasitesi olmayabiliyor.

Bilen, görebilen için:

Cennet, cennet dedikleri
Birkaç gılman, bir kaç huri
Sen ver onlara onu
Bana seni gerek seni',

diyen dillere gurban.


Anlatmaya çalıştığım, ilâhi lûtfun, bana da lûtfedilen, ihsana mazhar olmamız değil, benim anlatabilme imkânım olmayanı, bir başka yazarın benim duygularımı tam manasıyla anlayabileceğine inanamıyorum... Zira, (yazarın) anlama kabiliyetinin olmadığından değil, yazar anlasa bile, lûtfedenin bana lûtfettiğini o'na anlatmaya utanıyorum... "

Böyle bir girişten ve çok daha özel, seçilmiş, oldukça anlamlı, sanki bir akademisyen Edebiyatçı kaleminden çıkmış naif ve saygın ifadelerden mürekkep mektubuna şöyle devam ediyor, saygıdeğer büyüğümüz:

Çilingir dükkânı varmış; silah ve çeşitli ev aletleri dikiş makinası, gaz ocağı, kilit, anahtar; tüfek, tabanca, çakmak, lüx ( itilli lüks lamba); daktilo, gramafon, tamiri ile 'ince el işi' alet ve edavatlar, 'yapardık', diyor ustamız, inanmazsanız Lokomotif dahi yapmış. Evinde ve işyerinde hatırı sayılır bir kitaplığı olup, bu kitaplıktan beslendiği zaten belli oluyor, belki de Bayburt rekoru ondadır, 2000 adet kitap okuduğu söyleniyor, onu yakından tanıyanlar tarafından.. Haydi buyurunda bir şapka çıkarmayın.

'Tabi ki, para da yoktu, iş'te yoktu', diye devam ediyor; sene 1946 lar... günlük ekmek parası bile zor kazanılan bir tarih. "Fırına beş günlük ekmek paramız biriktimi, daha da o fırından ekmek alacak cesaretimiz kalmazdı !.., - I şyerimizde babam, ben ve kardeşim öğlen yemeği için ekmeğe katık olarak yarım kilo Erzincan siyah üzümü ile öğlen açlığımızı savardık..!; hele de, - hasta olmak diye bir şansımız hiç yoktu, zira bir tane doktor vardı, Gümüşhaneli Ahmet beğ, hastalıklarımızın her dalına o bakardı. Buna kadın-doğum hastalıkları da dahil".

"Ilıca da bir O ğretmen Okulu (Pulur Köy Enstitüsü) varmış, galiba yıl, 1948 idi, sinema makinesı bozulmuş olduğunu duydum. Tehlike Cafer (tevlüke cafar) emicenin kamyonunun karisöründe o okula gittim. Okul Müdür Odasında o gün için paşalar varmış tesadüf buya, Okul Müdürüyle sohpet ediyorlarmış, biraz bekledim, muhabbetleri uzun sürünce, çıkmalarını beklemeden; kapıyı vurup içeri girdim, 5 paşa ile okul müdürükonuşuyorlar, müsaade istedim ve geliş maksadımı söyledim, onlarda sohpetlerine ara verip beni dinlediler; motordan, sinema makinesinden anladığımı söyledim hülasa, bana 'motorhaneyi tanıyor musun ?' diye sordu Okul Müdürü; benim de: 'hatların toplandığı yer motorhanedir' demem hoşlarına gitmiş olacak ki, o günden sonra işe alındım. Orada bir yıla kadar çalıştım. Okulda beşyüz erkek, kırkaltı bayan talebe vardı...

Mesela: saatinin camı düşen arkadaşa, - Git mutfaktan bir diş sarmısak al da getir derdim, o arkadaşta hayretler içinde gider getirirdi; ben de sarmısağın suyu ile saatin camını yerine takardım. Daha buna benzer nice işler... diye uzayıp giden listede, bayan öğrencilerin Dikiş Makinalarının tamir ve ayarıda var.. Bana ettikleri dualarla birlikte teşekkrülerine ilave kelime bulamıyorlardı. Yokluk seneleriydi o yıllar mesela, yorgan sırımak için iğne yapıyordum... Rahmetli anam da, bu gibi isteklere hiç yok demezdi, "gelsin de söylerim, yapar, gelir alırsınız" dermiş. Cümle geçmişlerimize rahmet olsun.. Bu ve buna benzer nice işler. Dikiş makinalarının uydularını yapıyordum, zor işti elbette o zaman, o işi yapmak, o işi yapacak alet ve edavat nerede..? Zor olsa da işte bir şekilde yapardım, zira birikimim çoktu. I şlerini yaptığım insanlar şükran duygularını anlatmak için kelime bulamıyorlardı. Niye anlatıyorum bütün bunları, hatır ve gönül için. Bir bakıma 'ANLATMAM' istenildiğini zannettiğim için; yeni nesillerin bu yokluk yıllarını öğrenmeleri-bilmeleri ve tarihe bir kesit verebilmek, not düşmek ve katkı için.

Sürçi lisan ettimse affola, çok söz Hakk'a yakışır derler.

Neler geldi neler geçti felekten
Deve geldi deve geçti elekten..
Ki fesâd-ı rakamı sûrumuzu şûr eyler ...
Gâh bir harf kusuruyla gözükör eyler."

Sevgili dostlar, şaka değil; günün o şartların da Şevki Ustamız olmazları olduruyormuş.. Ablasının ehram çıkrığı marifetiyle zil yapmış mesela.. O zamanın saatçisi Rıza Ustadan aldığı hurda bir çan saatinden, oyuncak telgraf yapmış; telefon yapma çalışmalarına başlamış, evet, ta ozamanların Bayburtunda.. Malzeme olarak (?) eski pillerin kalem kömürlerini, kulaklık için bobin çalışmalarını bitirmiş, sıra kulaklığın diyaframına gelmiş; iyice düzgün metalden olması lazımmış; onu da Marangoz Baki Çavuş'un 'gelin sandıklarında kullandıkları süs' olan, 'ince tenekeden' temin etmiş.

'Hiç unutmam' diyor, mucidimiz; "evin zilli saati vardı, o saatin sesini ondan, oradan kendi yanıma getirmiştim, onu dinlerken uyumuşum. Uyandım ki, hala saatin esi kulaklarımda, öbür odadan dinliyordum, birşeyler yapmaya doymuyordum... Zira Edison'un hayatını okumuştum, o fonoğrafı yapmıştı, ben de pekâla yapabilirdim.."

Yani sizin anlayacağınız sevgili dostlar, Şevki Usta, aklına düşen her şeyi yapabilmiş bu eşi bulunmaz zeki ve mucid ve de bilge bir Bayburtlu... Düşüncesini realize eden, bütün imkânsızlıkları da beyni ve iradesiyle yenen bir adam.

Tanıyanlar bilir, onu ne kadar eksik anlattığımızı.. Kurtuluş bayramlarında yapmış olduğu ve diğer zenaatkarlarla birlikte yaptıkları olağanüstüşeyler de var, onları da bir başka bölüm ve başlıkta yazmak lazım elbette...

İnsani meziyetleri, ahlaki yapısı ile dostuna dost ve güven veren bir eda ve duruş sahibidir. Saygındır, sözüdinlenir kelâm sahibi bir beğdir ayni zamanda. Cemiyet içinde son derece saygı duyulan ve sözüne itimad edilen, boş ve afaki söz söylemeyen; söylediğini yaşayan, yani göründüğügibi olan, olduğu gibi de yaşayan bir Bayburt beyfendisidir.

Huzur ve a iyet içinde evlad-üiyaliyle Bayburtta ikamet.. Kendisine sağlık, sıhhat, huzur ile a iyet diliyoruz, saygı ile ellerinden öpüyoruz bu değerli büyüğümüzün.

14 Ekim 2019 Tarihinde Hayata veda etti.

 

 


Adınız




Ma'şeri Bayburt
Son Eklenenler

Yılmaz Saka
Fehim Sayıner
Fırat Kızıltuğ
Serdar Kadakal
Şevki Özdemir
Ali Kemal Kumkumoğlu
İsmet Çakal
Kurban Yazoğlu
Kurban Yılmaz
Derviş Yücel
Popüler

Yılmaz Saka
Fırat Kızıltuğ
Serdar Kadakal
Şevki Özdemir
İsmet Çakal
Kurban Yazoğlu
Kurban Yılmaz
Derviş Yücel
Fikret Algan