( BAYBURTLU MEHMET EFENDİ-MEHMET NAİM KAHVECİ)
Hicri 7 Kanun-u Evvel 1318 tarihinde Bayburt’ta pek çok milli ve dini felaketlerin arafesinde dünyaya gelmiştir( M. 20 Aralık 1902 ).
Atalarının Fatih Sultan Mehmed zamanında Suriye dolaylarından Trabzon civarına geldikleri rivayet edilir.
Babası Muharrem Ağa Bayburt’un zenginlerinden ve hürmet duyulan sülalelerinden. Kendisinden babasının çok temiz kalbli bir insan olduğunu, başkaları hakkında asla kötülük düşünemediği gibi, başkalarının da kendisi hakkında asla kötü niyet besleyemeyeceklerine dair birçok olaylar dinledim. Annesi Fatma Hanım Muharrem Ağa’nın ikinci zevcesidir ve Mehmet Naim Fatma Hanım’ın biricik çocuğudur.
Şeceresini üçüncü göbekten sonra bilemiyoruz, oraya kadar şecere şu şekilde geliyor:
HÜSEYİN EFENDİ
OSMAN AĞA
MUHARREM AĞA
MEHMET NAİM ( k.s.)
Daha çocukluk yıllarında ilme ve ibadete büyük bir gayretle sarılan Mehmet Naim (k.s.) hayatı boyunca büyük bir titizlikle bu yoldaki gayretlerine gayret katmaktan başka mevki ve makama, hiçbir şekline ufacık rağbet etmemiş, dünyaya ve onun nimetlerine bağlanmamıştır,
Çocukken medresede başladığı tahsil hayatına medreselerin kapatılmasından sonra şahsi gayretleri ve istekleriyle devam etmiş,Allah ü Teala’da bu ihlası yardımsız bırakmamış ve o Şer’i, zahiri ilimlerde haklı bir şöhretin sahibi olmuştur. Artik gençlik yıllarında pek çok kimse ondan İslami meseleleri soruyor, başı sıkışan herkes Mehmed’in yanına koşuyordu.
1925 yıllarında vatani vazifesini yapmakta olduğu sıralarda Kıği’da Kıği Müftüsü ve aynı zamanda Nakşıbendi meşayıhınında büyük simalarından olan Muhammed Nurettin ( k.s.) Hazretleriyle tanışmış, O’nun en gözde müridlerinden ve vefatından sonra halifelerinden biri olmuş, böylece bu tanışma Mehmed Naim Hazretlerine batıni ilimlerinde kapısını açmıştır.
Artık o daha genç yaşında çevresinin büyük hürmet ve teveccühünü kazanmış ulema-ı kiram, mürşid-i azamdır.
Hayatı hakkında çok ibret-amiz menkıbelerin, pek çok faziletli hadiselerin bilindiği Mehmed Naim ( k.s.) Hazretlerii hayatta olup, 91 yaşındadır (Kasım 1997’de Rahmetli olmuştur ).
( Asım KAHVECİ-1994 )
* KIVIRZIVIR MEHMED EFENDİ’NİN KİŞİLİĞİ:
Kıvırzıvır Mehmed Efendi’nin kişiliğini ortaya koyan en büyük özelliklerinin başında şu davranışlarını sayabiliriz: Çok okur, az yer, az uyur, lüksten-süsten hoşlanmaz, elini öptürmezdi. Çok sakin görünümlü olup,az gülerdi. İslam’ın ruhuna aykırı söz duyduğunda ise fevkalede asabileşen bir kişilikteydi. Hangi saatte ne yapacağını programlar, O’nu yakından tanıyanlar,hiç abdestsiz gezmediğini,abdest üstüne abdest aldığını söylemektedirler. 93-94 yaşına geldiği zaman dahi öğrenme isteğini kaybetmemiş; ömrünü Allah yolunda harcayan bir muhteremdi. Bazan öğretme amacı ile sert espiriler 14 Kasım yaptığıda görülmüştür. 1997 Cuma günü vefat etti.
...................................................................................................................................
“İmamın İmamı Kimdir ?”
Bir bayram günüydü, Kıvırzıvır Mehmed Efendi Bayram namazını kılmak için Bayburt Ulu Camii’ne gitmişti. Caminin Hocası hutbeyi ve zemmi sureyi oldukca uzatmıştı. Hacı Efendi, namazdan çıkınca evin yolunu tutar, çok zorlandığı için bitkin bir durumdadır.
Aynı Hoca, birkaç saat sonra eve gelip, Hacı Efendi’yi ziyaret eder. Oturur oturmaz Hoca’ya: “- Hoca Efendi, İmamın imamı kimdir ?.. ” diye sorunca, İmam Efendi şaşırmış: “- Hacım, RESULULLAH’dır...” demiş, ancak O’na şu ilginç dersi vermiştir: “- Hayır, olmaz!.. İmamın imamı, o cemaatın en yaşlısıdır... Ne yapıyorsunuz ?.. Neden hutbeyi o kadar uzatıyorsunuz? Neden zemmi süreyi uzun koşuyorsunuz ? Neden o cemaati usandırıp, ikrah ettiriyorsunuz? O cemaatın hastası var, yaşlısı var... Gençler buna dayanabilir, ama bizler dayanamayız.” Diyerek öğretmek amacı ile bu sert espiriyi yapmıştır.
...................................................................................................................................
Allah’a Ve Resulü’ne İtaat etmeyenlerle Dostluk Etmeyin
Yüzü çok aydınlıktı. Alimlerin yüzüne bakmak ibadettir derler ya, yüzüne bakılınca insanın kanı kaynardı. Çevresindekiler elini-ayağını öpebilsek çabası içindeyken, o içeri girdiğinde ayağa kalkılmasına kızardı.
Nefsine söylenen sözlere hiç aldırmazken, İslam’ın özüne-esasına aykırı bir söz söylendiğinde ise çok asabileşerek, hiddetlenirdi.
Talebelerine: Nefislerini kurtarmalarını söylerdi. “Herkes kendi nefsini kurtarırsa, bir toplum temiz olur.” Derdi. Nasıl ki; herkes kendi kapısının önünü temizlediğinde, o şehrin tamamının temiz olduğu gibi... Nefisle nasıl mücadele edileceğini, nefsin nasılkurtarılacağını, Allah’a zikirden ve ibadetten alıkoymayacak mal ve evlat istemek gerektiğini anlatırdı. Fazla malın nefsin üzerindeki olumsuz etkisini bildiğinden, bu manada: “Allah benim çocuklarıma zenginlik vermesin.” Derdi.
“Muhabbetin ve hürmetin kaynağında, Allah rızası olmalı. Allah’a ve Resulüne itaat etmeyenlerle dostluk etmeyin. Nefis ve menfaate dayalı olarak yapılan işlere hiç önem vermeyin. Yapılan işte rıza ve hayır var ise, o işe elden gelen dua ve yardımı yapın.” Derdi.
Kendi yaşamında da söylediklerine kesinlikle uyardı. Önce Kur’an,sonra Kur-an’ın tatbikatını yapan Hz. Resulullah neyi emretmişse onu yapardı. Allah’tan başkasından yardım istenmeyeceğine kesin kararlıydı. “Fitne katilden kötüdür.” Der. Alayiş ve gösterişe katiyyen itibar etmezdi. (Bayburt Ulu Camii bu sebepten severdi.) Çünkü bu durumda fitne çıkacağına inanırdı. Ne kendisine bağlı insanların, nede kendisinin fitneye sebebiyet vermemeleri için, elinden gelen tüm gayreti gösterir, ilgilileri sert bir şekilde uyarırdı. Beş yaşından doksanbeş yaşına kadar İslam’a hizmet etti.
...................................................................................................................................
Öğrenciliği ve ders aldığı hocalar :
Beş yaşında Kur’an-ı Kerim okumaya başladı. Maneviyatta hocası Bayburt’ta görevli olan Mehmet Nurettin Efendi’dir. H.Mehmet KAHVECİ ,Nurettin hocayı tanımıyor veya duymuş. Yanında olmamış. Kendisinden evvel ondan ders alanlar var. Aruzga’lı (Gökpınar) Murat Emi, Arkadaşı Fazlı Efendi : “-Hocalar askere alınmıyor. Bizde medreseye kaydolalım.” Diyince, gidip medreseye kaydoluyorlar. Cumhuriyet dönemi (1923 ve sonrası) hocalarda askere alınınca, arkadaşları medrese eğitimlerini bırakırken, Hacı Mehmet KAHVECİ eğitim almaya devam ediyor. Bir taraftan Arapça’nın sarf,nahiv; yani gramerini öğrenirken, diğer yandan da Hadis dersleri alıyor.
1925 yılında askerliğini yapmak üzere Kığı’ya gidiyor. Askerlik Şubesi’nde yazıcı oluyor. Şube Reisi o’na ibadetinde her türlü kolaylığı gösteriyor. Bu esnada Mehmet Nurettin Efendi’yi tanıyor. Sohbetlere katılarak, ondan ders okuyor. Ayrılırken kendisine ders verme yetkisini (halifeliği) vermiyerek:“-Bayburt’a git,fıkıh oku.” diyor. Çünkü diğer tarikatlarda olduğu gibi ,Nakşi -Bendi tarikatında da,İslami esaslar içerisine bid’atlar ekseri tasavvuf yolu ile girdiğinden, bu tarikatta fıkıha çok önem verilmektedir. Resulullah’ın yapmış olduğu islam tatbikatına aykırılık olmasın istenir.Terhis olup Bayburt’a geldiğinde bir müddet daha fıkıh okuduktan sonra, Kığı’dan Mehmet Nuretttin Efendi’den kendisine yazılı bir “İcazet” geliyor.Böylelikle de kendisine yetki verilmiştir.Nasıl ders vereceğine dair ayrıntılar bu icazette yazılmaktadır.
Kimlere ders verirdi
Tüm tarikat halifeleri gibi Mehmet KAHVECİ Efendi’de her isteyene ders vermezdi. Kendisinden ders talep edildiği zaman, o zat hakkında istihare (Rüya aleminde manevi işaret)ye yatar, bu istiğarenin neticesine göre karar verirdi.
Derslerindeki ana mesaj : Zaman-zaman ziyaretine gidenler ondan himmet isterler. Onlara: “- Ben kimim ki size himmet edeyim. Bende kendisini kurtarmaya uğraşan bir kişiyim. Size ancak bunun yolunu gösterebilirim.” Derdi.
“-Kendini kurtarmanın yolu:Kur’an’a ve Sünnet’e sımsıkı sarılıp, onu samimi bir şekilde hayatımıza tatbik etmektir. Çünkü Kur’an baştan-sona nasıl kurtarılacağını yazmıştır. İmandan sonra en önemli husus,doğruluk ve dürüstlüktür. ”Derdi.
Öğüt ve nasihatlerinde özetle şunları söylerdi : “- Namaz kılacaksın. Oruç tutacaksın. Zekat vereceksin. Hacca gideceksin. Haram yemeyeceksin. Yalan söylemeyeceksin. Gıybet etmeyeceksin. Kimsenin malına-namusuna göz dikmeyeceksin. Başta anana-babana ve diğer insanlara of dedirtmeyeceksin. Ben ancak sizlere ilim-irfan kaynağı olan Kur’an dili ile, Allah’ın bu gibi mesajlarını iletebilirim.
Netice itibariyle; İlim önce kaynağından (Kur’an) okunarak yada ders almak yolu ile öğrenilmeli. Sonra da bu bilgiler ışığında,iğlas ile Allah’a kulluk ve ibadet edilmelidir. Bunları yapmazsanız,ben sizi kurtaramam.” Derdi.
“-Hocalar bir şey öğretmek için Allah’tan aldığını, sana aktarabilir. Fakat, hocalar Allah’ın emirlerini kendi nefislerine uygulamıyorlarsa,o hocaların da sözü tutulmaz, onların yollarından da gidilmez. Hayatı Kur-an’a uyumlu olan bir hocanın verebileceği ders bu olmalıdır. Başka bir ifade ile ; Allah’a farz olan ibadetler yapılmalı. Allah yolunda olan insanlara muhabbet duyulmalı. Allah sevgisi ile ruhunu terbiye etmiş insanlarla sohbet edilmelidir.” Derdi.
“-Bu üçü biraraya geldiği zaman ise, Allah rızasına yönelir,kendini kurtarırsın. Allah’ın çizdiği hududa bir santim ilave etmeyin. O huduttan bir santim çıkarmayın.” Der. Bu terbiyeyi sohbetlerinde talebelerine vermeye uğraşırdı.
Okunmasını istediği kitaplar
“-Eğer “Kur’an Meali” okuyacaksanız: Hasan Basri ÇANTAY’ın Mealini, İlmihal okumak isterseniz : Ömer Nasuhi BİLMEN’in İlmihalini, Hadis okumak isterseniz :Buhari’nin / Sahih-i Buhari/ sini, tasavvuf okumak isterseniz: İmam-ı Rabbani’nin “Mektubat” ını okuyun. Çünkü İslama bir çok fitne ve bid’at, tasavvuftan girmiştir. İmam-ı Rabbani’de bütün bidatları ayıklayıp-atmış, tasavvufi açıklamalarını kaynağına (Kur’an’a) çevirmiştir.” Derdi.
Yazılı eserleri
Önemli ölüm olaylarını “Garip bir hadise” başlıklı kısa notlar şeklinde yazdı. Bu başlık altında yazmış olduğu yazılardan bir örneği şöyledir:
Bir yakını anlatıyor : “ Her zaman ki gibi,yine bir gün dükkanına kendisini ziyarete gitmiştim. Çok üzgün ve düşünceli bir halde yazı yazıyordu. Yazısını tamamlayınca, “Bak.” Dedi. “- İslam ümmeti ne hale geldi ? Kapının önünde iki genç çocuk kendi aralarında konuştular,sonra içeri girdiler. Çocuklardan biri Hacım dedi. Babam öldükten sonra , anam kocaya gitti. O kocasından da bir kızı oldu. Yani ana bir,baba ayrı bu kız kardeşimle evlenebilirmiyim? Bunu sorunca çok müteessir oldum. Müslümanlar nasıl yetiştirilmektedir ki, bu çocuk bunu bilmiyor da, bana soruyor. “ dedi. Böyle hadiseleri not alır, “ Ve min-el garaip” başlığı altında yazardı.
Devlet, Din Ve Siyaset Anlayışı
“Devletin idare şekli ne olursa olsun,adil ve ehliyetli idarecilere bağlılık içerisinde,sevgi ve saygı gösterilmesi gerektiğisi anlatırdı. Kesinlikle devletin karşısında değildi. Türkiye Cumhuriyeti “ Darul-harp” değildir. Bu nedenle işbaşında bulunan,adil ve ehliyetli idarecilere hürmet edip, onları sevin.” Derdi.
“Bu devlet askerini senin- benim namusumuzu, dinimizi, camimizi korumak için saklıyor. Bunu sağlamak için ise çok masraf ediyor. Bu sebepledir ki devlete vergi verilmelidir. Bu devlette bir özellik var ki, uyguladığı seçim sistemi ile dört yılda bir,” Yanlış yaptım ise,beni seçme. Yapmadım ise,beni tekrar seç.” demekle ,hesabı bizlerin eline vermektedir.” Şeklinde öğüt ve nasihatlerde bulunurdu.
Nasihatlerinde “Devlet keşke eliyle bu dini öğretseydi de, bu millet dinde cahil kalmasaydı.” Devleti dine karşıymış gibi algılayıp, dini kaynağından başka yerlerde, başka vasıtaların içerisinde aramasaydı. Derdi.
Dünya görüşü
Emredildiği üzere; hiç ölmeyecekmiş gibi meşru yollarda çalışarak helal kazanç temin etmek, yarın ölecekmişcesine de Allah’a kulluk etmek gerektiğini anlatırdı. Bu emir üzere yaşanmadığı için, bozulan dünya insanlığının haline çok üzülürdü. Bu üzüntüsünü:
Hz.Muhammet’in (SAV) ashabına söylediği: “Bu insanoğlunda yumruk kadar bir et parçası vardır ki; o bozulursa bütün vücut bozulur. O et parçası ise kalptir.” şeklindeki sözüyle dile getirir. Bu manada şunları söylerdi. “-“-“-Dünya’nın kalbi de İslam Devletleri’dir. İslam Devletleri bozuk olduğu sürece, Dünya’da bozuk olur. İslam Ülkeleri düzelmez ise Dünya’nın düzelmesini beklemeyin. Çünkü zengin olan devletler dahi, arayış içerisindeler. Dinin beşeri hayata getireceği huzuru arıyorlar. Bu sebepledir ki dine dönüş içerisindeler. Biz gerçek dini hayatımıza uygulayıp-ortaya koyabilsek, diğer ülke insanlarının da islamı kabul etmeleri mesele olmaz. Ancak; İslam Ülkeleri’ne bakıyorlar ki, onların perişanlığı daha da fazla. İslam kabul edilen Türkiye’nin durumu da benzer şekildedir.” Derdi.
( Murat KURDAL)
Yazi dizisinin tamamı Sayın Veysel GiDER' e aittir. Her Hangi bir internet sitesinde kullanılması yasaktır.